
FELSEFİ TEMEL:
Günlük varoluşumuzda hayatımızın her alanında uyumu aradığımız doğruyken, aslında uyumun ne olduğunu da bilmemiz gereklidir. Ve uyum denilen basit gerçeğin esası şuurumuzun içinde özümsendiğinde, kişiliğimiz istikrarlı hale gelir.Uyum kişinin kendi dışında kalan bir çevreye kendisini ayarladığını ima eder. Bir şeyin bir başka şeye uygun bir ayarı yoksa, biz buna uyumsuzluk deriz. Uygun bir ayar olduğunda, bir ilkenin, bir gerçeğin, bir nesnenin, bir kişinin diğeriyle pürüzsüzce işlemesine biz uyum olarak bakarız. Şimdi, başlangıçta aklımızda oluşabilecek soru şöyledir; niye uyumun merkezi amaç olması gerektiği olmalıdır; niye uyuma, yaşamın temeli olarak bakılmalıdır? Sebep, evrenin yapısının kendisidir. Evren, bir uyum sistemidir. Bizler, insan bireyleri olarak, bu evrenin bir kısmını oluşturuyoruz. Bizler bütünsel olarak ilişki içinde olacak şekilde bunun bir parçasını oluşturuyoruz. Daha fazla ilerlemeden önce, neyin dünya ile bütünsel ilişki içinde olabileceğini bilmek faydalı olacaktır. Size bunu yaygın bir deneyim örneği vererek anlatmaya çalışacağım. Yol kenarlarındaki taş yığınlarını görmüş olmalısınız. Bir taş yığını, tek bir mekana konmuş küçük parçalar halindeki hareketsiz maddeler grubudur. Bu taş yığınında, belki her bir taş diğer tüm taşlara dokunmaktadır. Bu yığındaki taş olarak adlandırılan organik olmayan her bir madde, diğer her bir taşla olan irtibatı nedeniyle, yığınla ilişki içinde olduğu halde, belirli bir taşın o yığındaki diğer her bir taşla bütünsel bir ilişki içinde olduğunu söyleyemeyiz. Bunlar, mekanik olarak bağlıdırlar, ama canlı ilişki içinde değillerdir. Mekanik bağ ile canlı, organik ilişki arasında fark vardır. Bir taşın yığındaki bir diğer taşla olan ilişkisi mekaniktir. Bu ilişkide yaşam yoktur. Bu yığından bir taş alırsanız, diğer taşlar hiç bir şekilde bundan etkilenmeyecekler, oldukları gibi kalmaya devam edeceklerdir. Bir kaç taş yığından çıkarılırsa, kalan taşlara herhangi bir hasar olmayacak, yapılarında bir küçülme olmayacaktır. O halde, mekanik bir grupta parçaların bütünle olan ilişkisi şöyledir; bazı parçalar bütünden ayrılsalar bile, kalan parçalar bundan etkilenmezler. Mekanik ilişkiden kasıtımız budur. Ama organik ilişki bundan farklıdır. Bizler buna bedenimizi örnek verebiliriz. Fiziksel bedenimizin hücreler denilen küçük organizmalar tarafından yapıldığını çok iyi biliyoruz. Bu hücreler bir diğeriyle öyle bir ilişki içindedir ki, beden denilen tek bir bütünün görüntüsünü verirler, bunun bir şekilde, tıpkı yol kenrındaki taş yığınları gibi olduğunu söyleyebiliriz. Ama, farkı nedir? Bir yığındaki bir kaç taşın alınması, kalan taşları yaşamsal olarak etkilemezken, bedendeki bir kaç uzvun alınması tüm bedeni yaşamsal olarak etkiler. Uzuvları kesildiğinde, kolları ya da bacakları kesildiğinde, bireye, bir insana ne olduğunu bilirsiniz. Bir kişinin bedeninin bir kısmını alırsınız - ve bu büyük bir fark yaratır! Bedenin varoluşunun kendisi ciddi olarak etkilenir. Konuya geri gelirsek, bedendeki uyum bozulur. İşte bu nedenle, bedendeki bir uzuv kesildiğinde, yoğun bir acı, ıstırap ve buna karşı bir hoşnutsuzluk vardır. Bedenimizdeki uzuv ya da organlarımızda oluşacak hiç bir müdahaleden hoşlanmayız, çünkü uzuvlar kişiliğimizin sistemindeki yaşayan bütünle yaşamsal bir ilişki içindedir. O halde, şimdi mekanik ilişki ve yaşamsal ilişki arasındaki farkı biliyorsunuz. Demek istediğim, bizler kozmos ile mekanik değil yaşamsal olarak ilişki içindeyiz. Dışarıdaki evrenle olan ilişkimiz, yığındaki bir taşın ilişkisi gibi olmadığından, o halde dışarıdaki dünyayı etkilemeden istediğimizi yapabiliriz. Bu mümkün değil. Dışarıdaki dünyayla olan bağımız, ilişkimiz, bedendeki uzuvların bedenin tüm sisteminde olan ilişkisi ile karşılaştırılabilir. Sisteme yapılacak hiç bir burnunu sokma mazur görülmez ya da istenmez. Evrenin ne olduğunu anlamak için, insani bireyi anlamak gerekmektedir. Evren;in yani kozmosun parçaları ile olan ilişkisi, sıradan sınırlı bireyin bedensel uzuvları ile olan ilişkisine benzediğinden, evren kavramının tek bir birey -Kozmik Birey- olduğunu kastederler. Kozmik birey olarak kalmanın ne demek olduğunu bir an için düşünebiliyor musunuz? Düşünün ki, siz evreni hareket ettiren şuursunuz, bu olasılığı nasıl kavrardınız? Bunun için, yine insan bedeni anlayışına geri dönelim. Sizler Bir Zeka, ya da şuur merkezi olduğunuzu biliyor musunuz? Bana bunu nereden bildiğimi sorabilirsiniz. Bu deneyimle bilinebilir. Sizler Bay Bilmem-Kim, Bayan Bilmem-Kim vs. olarak adlandırılan tam bir bütün olduğunuzu biliyorsunuz. "Ben şöyle ve şöyle bir kişiyim" dediğinizde, aslında neyi kastediyorsunuz? Neden bahsediyorsunuz? Ellerden, ayaklardan, burundan, bedenin herhangi bir parçasından mı yoksa tüm parçalar bir araya konmuş halinden mi? "Ben" dediğinizde, ya da siz olduğunuzu söylediğiniz birey derken neyi kastediyorsunuz? Durumu dikkatlice gözden geçirirseniz, kendinizden öyle veya böyle diye söz ederken, bedeninizdeki organları ya da uzuvları gerçekte dikkate almıyorsunuz. Çünkü, eğer el kesilirse, bir parçam gitti demezsiniz. Siz yine de tam bir birey olarak kalmaya devam edersiniz. İki bacak da tıbbi bir müdahale ile gitse de, birey yine de bütün olarak kalır. Birey asla kişiliğinin bir kısmının gittiğini hissetmez. Bedeninin bir kısmının gittiğini söyleyecektir ama kendisinin bir kısmı gitmemiştir. Kendisinin hala tam bir varlık olduğunu düşünecektir. Yoksa, bedenin uzuvları kişiliğin yaşamsal bir parçası olsaydı, örneğin bacaklar kesildiğinde, kişi daha az düşünebilirdi. Yarı-düşünme, dörtte bir oranında düşünme, 30% düşünme, ve benzeri olurdu. Ama bu böyle değil. Uzuvlar kesilse bile, tam düşünme var, tam anlayış var, şuurun tümü el sürülmeden tutuluyor. Bu, sizin bedenin uzuvları olmadığınızı gösteriyor. Siz beden olarak adlandırılan dışsal biçimi oluşturan bu uzuvlardan bağımsız bir şeysiniz. Siz zeka ya da ruhsal varlıksınız. Siz, uzuvları kesilse bile kişiliğinizi hiç bir şekilde etkilemeyen bedeni hareket ettiren şuur merkezisiniz.Siz, aslında şuursunuz. Kozmik Varlık kavramı kozmostaki bireysel şuur kavramının sadece uzantısıdır. Bir kaç saniye gözlerinizi kapayıp, bu küçük bedeni hareket ettiren şuur merkezi olmanız yerine, tüm evreni hareket ettiren şuur merkezi olduğunuzu hayal eder misiniz? Hayal gücünüzü bu derece genişletebilir misiniz? Bunu nasıl yaparsınız? Bu, aklın küçük bir çabasıyla yapılabilir. Size bunun tekniğini anlatacağım. Olduğunuz şuur bedeninizdeki her bir parçayı --elleri, ayakları, parmakları, burnu, gözleri, v.s. -- harektet ettiren siz olan (ve) bireysel bedeninize nüfuz etmiş şuur, bedeninizde bir örnek olarak varolur ki, bedeninizin her bir parçasında var olduğunuzu söyleyebilirsiniz. Siz parmaklarınızda da varsınız, baş parmağınızda da varsınız, burnunuzda da varsınız, vs. Tam bir bütün olarak siz, bedeninizin her bir parçasında varsınız. Şimdi, bu anlayışı ya da kıyası tüm evrene genişletebilir misiniz? Sadece, şuurunun sadece parmağınızda ya da başparmağınızda olmadığını, tersine önünüzde gördüğünüz bu masada da olduğunu, sandalyede de olduğunu, dağda da olduğunu, güneş ve ayda olduğunu, galakside olduğunu vs. hayal edin.
Hayal gücünüzü buanlamda genişletebilirseniz, şuurunuz bedensel kişilik sınırlarını aşabilirse, ve şuurun bu yayılmış karakterini bedensel kişiliğinizin sınırlarının ötesine genişletebilir ve dünyadaki her bir nesne üzerine konsantre edebilirseniz, Kozmik bir Birey haline gelirsiniz. Bu Tefekkür'dür, en yüksek anlamında Meditasyon'dur. Bu, bir çok meditasyon aşamasından sonra ulaştığınız zirvedir. Bu zor bir tekniktir, çünkü genellikle, şuurunuzu dünyadaki diğer nesneler üzerine genişletemezsiniz. Bizlerin önyargıları vardır, nesnelerin dışımızda olduğuyla ilgili eski tarz düşünce alışkanlıklarımız vardır. Ama, on parmağınızın da dışınızda olduğunu biliyor musunuz? Bunlar nesnelerdir; bunları da siz tıpkı dünyadaki diğer nesneleri gördüğünüz gibi görürsünüz. Eğer bu on parmak (yani bu nesneler) sizin kişiliğinizin bir parçası haline gelebiliyorlarsa, o halde neden dünyadaki diğer nesneler de kişiliğinizin bir parçası haline gelemiyor? Gelmiyorlar, çünkü şuurunuzu eski bir önyargı ya da düşünce ile sınırlandırdınız. Önyargı mantıksızdır, sadece kendi kendisini ileri sürer, mantık ile ikna edilemez. Neden şuurunuzu bu küçük beden ile sınırlıyorsunuz? Ne kazanacaksınız? Niye bunu diğer kişilere genişletmiyorsunuz? Niye burada oturan tüm insanların (tıpkı kendinizin bir insani birey olduğu gibi) daha geniş, sosyal bir bireyin parçası olduğunu hissetmiyorsunuz? Niye şuurunuzu buradaki insanlarla sınırlıyorsunuz da, daha engin dünyaya gidip, kendinizin bir evrensel-birey olduğunuzu hayal etmiyorsunuz? Bu (evrensel-birey), dinsel olarak Allah.cc denilen olarak algılanır. İnsanlar, "Allah.cc var mı?" diye sorarlar. Bu anlamsız bir sorudur. Eğer dünya varsa, Allah.cc'da olmalıdır; çünkü Allah.cc sadece tıpkı sizin bireysel kişiliğinize nüfuz etmiş şuur gibi, tüm evrene nüfuz etmiş Şuur'a verilen isimdir. "Heryerde Şuur olduğunu nereden biliyorsun?" diye sorabilirsiniz. Ben size soruyorum: "Arkadaşınızın şuuru olduğunu nereden biliyorsunuz?" Kendi şuurunuz olduğunu biliyorsunuz, ama arkadaşınızdaki şuuru görmüyorsunuz Ama, bu zihinsel faaliyetten bir sonuç çıkararak, onun bir şuuru olduğunu söylüyorsunuz. Aynı şekilde, kozmosun faaliyetinden, Kozmik Zekanın varlığı sonucunu çıkarabiliriz. Şimdi, bu tüm nesnlerde içkin olan Kozmik Varlık, Allah.cc denilen Yüce Varlık'tır. Buna Mutlak'ta diyebilirsiniz, çünkü bu Tam Şuur'dur ve bunun dışında hiçbirşey yoktur. Bunun dışında bir şey olduğunda, buna göreceli şuur dersiniz. Dışında bir şey olmadığında ve Herşey-Herşeyin-İçinde olan, herşeyi kaplayan olduğunda, buna Mutlak-Şuur dersiniz. Şimdi, siz Mutlak-Şuur'un bir parçasısınız, çünkü siz evrenin bir parçasısınız. Siz evrenin organik bir parçasısınız, (yığındaki taş gibi) mekanik bir parçası değilsiniz. Siz, tüm evren ile ilişki içindesiniz, o halde siz kozmosun yaşamsal bir parçasısınız.
Bu analizden, biz tüm evrenin engin bireysellik ile karşılaştırılabileceğinin şok edici sonucuna geliyoruz. Bu yüce Varlık olarak bahsedilendir. Kutsal metinlerde bu tip terimler kullandıklarında, kastettikleri kurtuluşun bütün olarak evrenle arkadaşça kalmakta yattığıdır. Bedeninizdeki parmağın sağlığı tüm bedenin sağlığına bağlıdır. Tüm bedenin tifo ateşi ile yandığını varsayın, parmak sağlıklı kalabilir mi? Hayır, parmak da aynı hastalıktan etkilenecektir, çünkü parmak tüm beden ile yaşamsal olarak ilişki içindedir. Aynı şekilde, evren neyse, siz de osunuz. Evren, güçlerin mükemmel dengesidir; ve o halde, siz bu güçlerin mükemmel dengesinin bütünsel bir parçası olan evren olduğunuz derecede, yaşamda nasıl hareket etmeniz gerektiğini biliyorsunuz. Yaşamınızın hiç bir anında evrensel yasayı çiğneme lüksüne sahip değilsiniz. Kozmik davranışın eşit dağılımı olan yani kozmosun yasasına tahammül etmek durumundasınız. Uyum aslolandır. Süperman kozmos ile uyum içinde olan insandır. Bu olanın, birden fazla anlama gelmeyen ve mezheplere ayrılmamış tanımıdır. Uyum, denge, dengelilik meditasyondur.
Uyum nedir? Uyum kozmos ile ayarlanmanız dışında bir şey değildir. Eğer evren ile doğru olarak uyumlu haldeyseniz, evren ile uyum içinde olduğunuz söylenir. Ama evren ile bir uyumsuzluk varsa, siz bir birey olarak dışarı atılırsınız. Şimdi, duyularınızla dışarıdaki nesneleri kişiliğinizin tamamen dışında bir şeyler olarak görüyor olmanız, kozmos ile doğru ayarda olmadığınızı gösteriyor. Bedeninizdeki hücreleri dışarıda bir şey olarak görmezsiniz, çünkü bu sizin varoluşunuzun yaşamsal bir parçasıdır. Bu anlamda, eğer biz irade gücümüz ve konsantrasyon gücümüz sayesinde, dünyayı şuurumuz ile yaşamsal olarak ilişki halinde görselleştirirsek, otomatik olarak meditasyon durumunda olacağız. Dünyanın özü madde (özdek) ya da organik olmayan maddeler değildir. Çoğu kişi arasında dünyanın zeki-olmayan ölü maddeden oluştuğuna dair yanlış bir kanı vardır. Bu böyle değildir. Şuuru gözlerinizle göremezsiniz. Başka bir kişideki şuuru ya da zekayı göremezsiniz. Dışarıdaki dünyadaki şuuru nasıl görürsünüz? Ama, başka bir bireyin hareketlerine bakarak ondaki şuurun varlığının sonucunu çıkaramak mümkün olduğu kadar, algılama diye adlandırılan özel faaliyetlerle de evrendeki Şuur'un varlığının sonucu da çıkarılabilir. Nesneleri algılama sürecinin analizi, size dünyanın maddeden değil, Şuur'dan yapıldığının işaretlerini verecektir. Bu sade sonuca, sadece sonuç çıkarma ile gelebilirsiniz, direkt, görünür, duyusal algılama ile gelmezsiniz. Önünüzdeki bir nesneye, bir mil ötedeki dağa, bakarsınız ve "Görüyorum" dersiniz. Size soruyorum:"Gördüğünüzü söylediğinizde, nedemek istiyorsunuz?" Şöyle cevap verirsiniz, "Gözler açık, dağa vuran gün ışığı dağdan hareket ederek gözdeki retinayı etkiliyor ve sonra dağın varlığının resmi bana gelir." Ama size soruyorum, "ışık zeki midir, yoksa zeki-değil midir?" Gün ışığının zeki olmadığını gayet tabi biliyorsunuz, bunlar hareketsizdir; ve dağ hareketsizdir. Zeki-olmama kuralı zekayı yaratmaz; çünkü mantık kuralı etkinin en azından tepki kadar zengin olması gerektiğini söyler. Dağın algılaması, şuurlu, zeki bir faaliyettir (yani tepkidir). O halde, etki, gün ışığının hareketi de özünde Şuuru içermelidir, yoksa tepkiye göre değersiz (ikincil derecede) olur ve şuur gün ışığı değersiz bir etkiden üretilemez. Ayrıca, bu problemin kendisine başka yönden bakın. Sizin dışınızda olan dağ sizin gözünüze atlamaz. Dağ çok uzaktadır. Önünüzde bir dağ olduğu bilgisine nasıl geldiniz? Gözleriniz dağa dokunmaz ve dağ gözlerinize dokunmaz. Her ikisi de birbirinden uzaktadır. Dağ ve gözleriniz arasında bağlantıyı sağlayan bir bağ vardır. Bir dağ olduğunu bilebilmenizin sebebi budur. Ama bağlantıyı sağlayan bağ nedir? Bunun gün ışığı olduğunu söyleyebilirsiniz. Hayır. Gün ışığı durağandır. Durağanlık zeki bir algılamaya yol açamayacağından, atalet halindeki gün ışığının gerçekten bağlantıyı sağlayan bağ olduğuna razı olamayız. Nesne ve gören şuur arasındaki bağlantıyı sağlayan bağ sadece iki şeyden biri olabilir, çünkü bu dünyada sadece iki şey vardır, şuur ve madde, başka bir şey yoktur. Şimdi, dağ ve algılayan şuur arasındaki bağlantıyı sağlayan bağ bu ikisinden biridir, ya şuurdur ya da maddedir. Eğer dağ ve şuurunuz arasındaki bağın madde ya da maddesel bir şey olduğunu söylerseniz, şuur ve nesne arasında bir boşluk olacaktır. Şuur madde haline ve madde şuur haline gelemeyeceğinden, farklı olarak nitelenirler, tıpkı sütün taş haline ve taşın süt haline gelememesi gibi. O halde, aradaki bağ maddeyse, madde ve şuur arasında bir boşluk oluşur ve her ikisi arasında bir bağ olamaz, ve siz önünüzde bir madde olup olmadığını bilemezsiniz. O halde bu olamaz. Ve doğal olarak, diğer alternatif bağlantıyı sağlayan bağın şuur olmasıdır. Şuur, Şuur ile karışabilir. Buradan çıkarılacak sonuca göre, biz şuurun maddesel nesnelerin bile ardına gizlenmiş olması gerektiği sonucuna ulaşırız; yoksa algılamanın kendisi mümkün olamaz. Dışarıdaki insanların faaliyeti ile zekanın varolduğu sonucuna ulaşmamız gibi, dünyadaki zekanın varlığı sonucuna da algılama olarak bilinen bireyin faaliyetinin analizi ile ulaşırız. Bu analiz ile geldiğimiz nokta, dünyanın nihai olarak doğası gereği Şuur olduğudur, dünya madde değildir. Siz de madde değilsiniz, çünkü tüm kişiliğiniz uzuvlarınız kesildiği halde etkilenmeden kalır. Siz Şuur'sunuz. Siz bir beden değilsiniz. Siz bu bedenden çok daha ötesiniz. Aynı şekilde, tüm kozmos içinde Şuur'un içkin bir ilkesi vardır. Bu içkin Şuur; Mutlak olan ya da Allah.cc diye adlandırılır. Biz buna, Öz-ben deriz, çünkü bu bireyde görülen nesne olarak değil, gören ilke olarak saklı kalır (çünkü Şuur duyularınızla görebileceğiniz bir nesne haline gelmez). O halde, bir nesne haline çevrilme yetisine sahip olmayan Evrensel Şuur, her zaman özne yani Öz-ben olarak kalır. Mutlak olan Yüce Şuur herkezde bulunan Özben'dir. Evrenin bir Şuur denizi olduğunu ve sizin de Şuur denizindeki dalgalar gibi olduğunuzu, ve dünyada madde ya da organik olmayan madde diye bir şey olmadığına dair akıl durumunu bir kaç dakika için muhafaza edebilirseniz, bu nesnelerin bireysel algılanmasından farklı olan evrensel algılamadır.
İşte bu SALAT kavramında anlaşılması gereken Meditasyondur.
