İNSHU herkesin işini bitirmek için, birini seçer.
Bu yolda yetişmek ve başkalarını yetiştirmek akis ile, uzaktan İnshu-mesih edilerek de olmaktadır. Fakat o kişi’de yol gösteren Resul-u Mesihi’ye karşı kalbindeki muhabbet bağı ile, her an onun ile olmalıdır. Ondan aks eden, yayılan nurlar ile temizlenmelidir. Bunları anlamasına da lüzum yoktur. Çünki Nur’ları saçan da, alan da bilemez. Güneş ışınları karşısında, her an olgunlaşan, tatlılaşan karpuzun, bu değişikliğini bilmesine ne lüzum vardır? Güneşte, karpuzu olgunlaştırdığını bilemez. Ashab-ı kiramın yolu olan bu yolumuzda, ilerlemeği ve çekip götürmeği bilmek hiç lazım değildir. Bununla beraber, bu yolun sürücüsü ve kutbu olan önderi, Resul-u Mehdi derin ilim ve çok marifet sahibidir. Bunun içindir ki, bu yüksek yolda, diriler ve ölüler, büyükler ve çocuklar, gençler ve ihtiyarlar, kavuşmakta müsavidirler. Hepsi, sevgi bağları ile veya İNSHU sahibi Zat’ların kalbi ile çekmesi sonucu, isteklerinin sonuna varırlar. Bu, Allahü tealanın öyle bir ihsanıdır ki, dilediğine verir. Allahü teala, çok büyük ihsan sahibidir. Onun hidayet Nur’u, kişlere vasıtasız olarak bir veya birkaç vasıta ile, onun yoluna bağlı kaldıkları müddetçe akar. Onun yolunu değiştirerek, bozarak kirletirlerse Nur feyzleri kesilir. Ra’d suresinin onikinci ayet-i kerimesinde mealen, (Bir millet, kendi işlerini bozmazsa, Allahü teala’da, onlara olan ni’metlerini değiştirmez!) buyuruldu Mehdi.asm’Asırlardan uzunzaman, yani 1400 yıl sonra dünyaya gelip. Kararmış olan alem, onun gelmesi ile aydınlanacaktır. Onun irşadının ve hidayetinin nurları, bütün dünyaya yayılacaktır. Yer küresinin ortasından ta Arşa kadar, herkese rüşd, hidayet, iman ve marifet, Onun yolu ile erecektir. Herkes, ondan feyz alacaktır. Arada o olmadan, kimse İnshu ni’metine kavuşamaz. Onun hidayetinin nurları, bir okyanus gibi, bütün dünyayı saracaktır. O derya, sanki hiç dalgalanmaz. O kutsal zatı seven bir kimse, onu düşünürse, yahut sevildiği için o, bir kimseyi severde, onun yükselmesini isterse, o kimsenin kalbinde, sanki bir pencere açılır. Bu yoldan, sevgisi ve ihlasına göre, o deryadan kalbi feyz alır. Başka bir kimse, Allahü tealayı zikr ederse ve bu Zat’ı hiç düşünmezse, mesela onu tanımazsa, yine ondan feyz alır. (Fakat, İnshu ile Mesih edilenlerde, feyz daha fazla olacaktır). Bir kimse, o büyük zatı inkar eder, kabul etmezse, yahut onun tabileri bir kimseye incinmiş ise, bu kimse, Allahü tealayı zikr etse bile, rüşd ve hidayete kavuşamayacaktır. Ona inanmaması veya onları incitmiş olması, feyz yolunu kapatır. O zatlar bu kimsenin zararını istemese bile, hidayete kavuşamaz. Rüşd ve hidayet, var görünür ise de yoktur. O Zat’a inanan ve sevenler, onu düşünmeselerde ve Allahü tealayı bazen, zikr etmeseler’de, yalnız sevdikleri için, rüşd ve hidayet nuruna kavuşabilirler. İNSHU, o Zat’ın ve dolayısıyla, o Zat’ın sevdiklerinin göğüslerinden, insanlığa yayılır. Onlar gemiler gibidir, kim o gemilere binerse maksadına ulaşır. Bir hadisi şerifte, Resulullah SAV.(Ehli beytim gemiler gibidir) buyurmuşlardır.Peygamberler doğru sözlü olarak gelmişlerdir. Resuller’de Nebiler'e velayeten insanları, İNSHU’ya
ulaştırırlar. İnsan olma hüviyeti’nin yani İNSHU’nun, en latif, en belirgin, en güçlü, şuhudi aklın en yaratıcılığı ve insana bu Kemalat-ı insani’yi, melekutiyyet vasfı ile tanıttırıcı, ve başlangıcın başlangıcı olan’dan O’na doğru, İnshumelek tavrında!.. İnsan vucudun’a İNSHU’nun inzal edilmesi melekler vasıtası ile olmasına rağmen, İNSHU’nun melek olmayıp Allahın.cc. Tenzih-i subhaniye’sinin Rahmet-i ruh’undan üflenmiş olduğu, Ruh olması sebebi ile, tüm insanlara bu Nefes-i ilahi yani (İNSHU), Allah.cc’ın bu resul’leri tarafından ulaştırılır, resullere ulaşamayan hiç kimse, ibadet ehli zahid biri dahi olsa, kurtuluş’a eremez ve kendi hakikatini bilemez. Allah cc.onu Resul olarak da seçmez ise ki; herkes kendinde olan şeyi bilir. resul’de kendindeki nimeti bilir. Ölümün ne zaman nasıl vaki olacağını kimse bilemiyeceğine göre, ölmeden önce Bir resul’e ulaşmak farz’dır. Bilinç’li olarak resulden, bu nefes-i ilahi’yi talep etmek ve bunu gerçekten istemek, aklıselim’in sebebidir. Kuran’ın (Ölmeden önce ölünüz) emri. Bir Resul’e ulaşıp, nefsini ve vücudunu İnshu ile Mesih ettirmek’tir. Onun yani Resul’ün duasını alıp yeniden doğmaktır.
(Doğru sözlü iseniz ölümü dilesenize) ayet’inin manası yaşanmış ve kişi böylece Uhrevi başlangıca ulaşmış olur.
(Subhanallahi Aziz-ül Hakim)
Onlar göklerin hakimiyetin’de, Hz. İsa.asm. ile sonsuz yaşamı
miras alacaklar’dır.
Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa doğrusu seni Ben vefat ettireceğim seni Kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim..." (Al-i İmran Suresi, 55)
Hz.İsa.asm.’ın dünya’ya ilk gelişindeki peygamberliği, Nefs-i emmare’ye bağlı bayağı arzuları dindirmeye ve insanın özüne ait meseleler üzerine yoğunlaşmıştı. Hz. İsa.asm. sevgi esası üzerine dayalı bir ahlak düzeltmesi ile sınırlı kaldı. Hayır ve şerrin sınırlarını gösteren bir ahlak anayasası tebliğ etmedi. Aynı zamanda Allah.cc.’a tazarru ve ameli ibadetler için bir şekilde göstermedi. İlahi inançlar konusunda ise hiçbir şey söylemedi. Çünkü Peygamberliği sadece üç yıl sürmüştür. Şayet yer yüzünde bu kadar az kalmasaydı, elbette ümmetini sahte din adamları’nın keyfine bırakmazdı. Tarih şahittir ki; o sahte din adamları kendilerinde Mesihi gibi bir nimet olmadığı halde, din işlerini kendilerine öz görerek, inançları, ibadedet biçimlerini tespit etme kapitülasyonlarını, istedikleri gibi yönlendirdiler, Eski Ahid, Yeni Ahid kitaplarının tefsirlerini ister yararlı ister zararlı olsun, istedikleri gibi tefsir ettiler. Kilise’nin herhangi bir emrine karşı bir münakaşayı kesin suretle yasakladılar. Velhasıl Hz. İsa.asm, arkada kalanlar için, geniş bir boşluk bırakarak gitti. Sonra gelen din adamları öyle dehşetli işler yaptılar ki; masum hıristiyan milletleri inim, inim inledi. Asırlarca hıristiyanlar azab çekti, nihayet bu kadar çileden sonra Allah.cc.’ın lutfu ile hakiki hırıstiyanlığın anlaşılabilmesi (özellikle onsekizinci,ondokuzuncu asırları kast ediyorum) birbirini takip eden ihtilaller ve inkılaplar neticesinde Kilise, samimi olan din adamlarına kavuştu. O din adamları, halkların alıştıkları eski tarz ibadet şekillerini ki; (İsa.asm. hiçbir ibadet şekli tanımlamadı) Bu ibadet alışkanlıklarını büyük ölçüde değiştirmemekle birlikte, Hz İsa.asm.’ın Ruhullah olması’nın ve böyle oluşunun İlahi adet’i gereği, üfleme ahlakının tatbikinin, yani Vaftiz etme şekli ile tatbik edilmesinin, semeresi ve neticesi, bunun bir nevi İnshu-Mesih hakikatının benzeri olaması ve de samimi olan din adamları tarafından gerçekleştirilmesi sebebi ile. Allah.cc. sırf bu meselenin doğru tatbiki hürmetine, hıristiyan alemini terakki ettirmiştir. Oysa bu İNSHU ile inisiye (yani bir manada insanları, Allah.cc.’a doğru, doğru yönde genişletme ve kemale erdirme demektir) İslam aleminde maalesef ta en başlardan güncelliğini koruyamamış, hatta yok denecek kadar azalmış, hatta tamamen unutulmuş sayılabilir. Oysa semavi dinlerin ortak ve hak olan bu adeti maalesef müslümanlar tarafından Asr-ı saadet hiç göz önüne alınmadan, şöyle yani! En cahil bir bedevi çoban Resulullah.asm.’ın karşısında bir iki dakika’da İnshu-Mesih olup, gidip ta’ Çin’de maçinde muallimlik yapıyor. Ve yinede müslüman’lar bundan ders alamıyorlar. Bu en önemli mesele incelenmeyip, sahte din krallarının da bencillikleri işin içine girince, tamamen olmasa da çok büyük ölçüde, uygulaması zamanımızda hemen hemen kaybolmuştur. Sadece bazı tarikatlar bunu farklı şekillerde sembolik ölçüde birazda çarpıtılmış olarak uyguluyorlar. Yani küçük cemaatler halinde sayıları yok denecek kadar az. Tabiki bu da büyük islam aleminin terakki etmesine, cihana yayılmasına yetmiyor. Sebebi’de Müslüman halk’ların bu Kutsal Zat’lara yani Resul’lere, değer vermesini bilememesidir. Yani halkın büyük çoğunluğunun, bu zamanda bir insanın kutsal emaneti (inshu) taşıyacağına inancı kalmamıştır. Bu durum düzeltilmelidir. Çünkü nazari akıl sahipleri, bu İNSHU tecellisini, patolojik bir vakıa olarak görebilirler, böyle görmekte haklarıda yok değildir. Tecelli-i İNSHU, nazari ilimlerle anlaşılamaz. O Allah.cc.’ın seçtiği kullarına nasib ettiği bir nimettir ve Aşk'ın neticesidir, Allah.cc.’ın hikmetinden hiç kimse sual edemez. Evet Osmanlı Devleti ve halkı, o zaman’da bulunan, Resul’lerin, feyz-i şüunatları'nın vasıtası ile yükselmiş ve bu anlayışı kaybetmeğe başladıklarında da yıkılmışlardır. Fakat Allah.cc’ın inayeti ile şimdi yani bu zamanda Hıristiyan milletleri ile ile ittifak düşüncesi hızlandırılmıştır buda gösteriyorki Hz İsa.asm ve Hz Mehdi asm’ın şahsen geldiği veya gelmiş olabileceğidir, vazifelerini'de şu anda ifa edebilecekleride mümkündür. Hz Mehdi.asm’ın öncü bir neferi olduğunu söyleyen üstad Bediüzzaman hazretleri’nin enteresan bir tesbitine bakınız, ne diyor.
Şu ayetin gizli imasına "Kim Allah'ı, Resûlü'nü ve iman edenleri dost edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır." (Maide Suresi, 56) ayeti teyid ediyor. Çünkü "hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır."ayetindeki şeddeli nun bir sayılsa tam evvelki ayete tevafuk ile Hizb-ul Kur'an'ın faaliyetine vasıta olan bir hadiminin Kur’an okumaya başladığı 1302 tarihine iki fark ile tevafuk etmekle beraber şeddeli nun iki nun sayılsa binüçyüzelli (1350) eder ki; bu tarihte Kuran'dan muktebes olan Risale-i Nur etrafında toplanan, bütün kuvvetleriyle Kuran hizmetlerine çalışan Hizb-ul Kur'an’ın faaliyeti ve dalalet ve zındıkaya manen galebe ettikleri bir zamana tevafuku ise istikbalde tam galebelerine bir ima-i gaybidir.
(8. Lem'a, Keramet-i Gasviye)
Bediüzzaman hazretleri bu sözlerinde, ayetin "hiç şüphe yok galip gelecek olanlar Allah'ın taraftarlarıdır"cümlesinin ebced değerinin, Hicri 1350 tarihini verdiğini ve bu tarihte Kuran ahlakının bir galibiyeti olacağına işaret ettiğini bildiriyor. Ancak ayetin ayrıca, bunun gibi gelecekte de yine Kuran ahlakının üstün geleceği bir başka dönem olacağına dair gizli bir işaret içerdiğini de hatırlatıyor. Nitekim ayetin bu cümlesinin Arapça yazılımında yer alan baştaki "fe" harfi de hesaba katılarak ebcedine bakıldığında, bu seferde ebced değeri 80 çıkıyor. 1350 üzerine 80 ilave edildiğinde de Hicri 1430 ediyor’ ki, bu tarih’te miladi olarak ’’2008’’yılını vermektedir. Allah'ın izniyle bu tarih Bediüzzaman'ın sözlerinde belirttiği gibi, yani bu ayet, Kuran ahlakının gelecekte yani ‘’’2008’’den sonra tam galibiyetine işaret ediyor’ ki bu durum Hz.İsa.asm ve Hz Mehdi.asm’ın zamanının gelmiş olduğunun delilidir. Ve bütün İslam alemi buna hazırlanmalıdır ve sevinmelidir. Evet Hz İsa.asm ile Hz Mehdi.asm’ın birlikte namaz kılacakları zaman çok yaklaşmıştır bu
şahs-ı manevilerin olduğu gibi, aynı zamanda Hz.İSA.asm ve Hz.MEHDİ.asm’ın birlikte şahsen kılacakları bir namazdır. Bütün İslam Alemi bu büyük ve muhteşem buluşmaya hazırlanmalıdır. Belki şu anda bu muhteşem şahıslar kendi konumlarını farketmemiş veya bilmiyorlardır. ama ne varki İNSHU sahibi üçyüzonüç Resul onları kendileri gibi çok iyi tanıyacaklar, ve bu durum çok
kısa bir zaman sonra gerçekleşebilir.
Bediüzzaman’’Cenab-ı hak bir dakika zarfında beyn-essema vel arz alemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i zülcelal Hz. Mehdi ilede, Alem-i İslam’ın zulumatını dağıtabilir ve va’detmiştir vaadini elbette yapacaktır.(Mektubat. s. 411-412) diyerek bu mutlu günleri müjdelemektedir, yani Hz.Mehdi asm’ın şahıs olarak geleceği muhakkaktır fakat bu muhteşem zatı her müslüman tanıyamayacaktır, sadece Mümin olanlar farkedebilecekler’dir Hz. İsa'nın üstün iman özellikleri ise Kuran'a bakılarak görülebilir. Dolayısıyla Kuran'a uyan samimi müminler onda gördükleri bu üstün özellikleri değerlendirip, onu tanıyabilirler. Ancak bir nokta unutulmamalıdır ki, Hz. İsa'yı tanımak herkes için mümkün olmayabilir.
Bu konu ile ilgili Bediüzzaman hazretleri şunları söylemektedir: "Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam'ın nuzulü dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez." (Şualar, s.487) demişlerdir.
Ve yine Bedüzzaman Hazretleri ’’ Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretine vaz'eden ve ruhanîleri
âlem-i ervahtan gönderip beşer suretine temessül ettiren, hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazret-i İsa aleyhisselâm'ı,
İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için, değil sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsa, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm'in hikmetinden uzak değil belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va'detmiş ve va'dettiği için
elbette gönderecek. (Mektubat, 15. Mektup, s. 56-57)
Bediüzzaman eserlerinde, Hz. İsa'nın imanın nuru ile tanınacağını söylemekle birlikte üzerinde ısrarla durduğu konu ise, Hz. İsa'yı herkesin tanıyamayacağı sadece ona yakın olan kişilerin ve imanda derinleşmiş olanların onu
tanıyabilecekleridir. ’'Hazret-i İsa aleyhisselam geldiği vakit, herkes onun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir. Onun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile onu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herkes onu tanımayacaktır.’’
(Mektubat, 15. Mektup, s. 56-57)
Üstad'ın sözlerinde haber verdiği gibi, Hz. İsa yeryüzüne ikinci kez gelişinde Kuran'la hükmedecek, Kuran'a tabi olacaktır. Hıristiyanlık ile Müslümanlık birleşerek dinsizlik akımına karşı Kuran ahlakını üstlenerek üstün geleceklerdir. Risale-i Nur'da bu konuyla ilgili aktarılanlar şöyledir:
’’Ahir zamanda Hazret-i İsa (as) gelecek, Şeriat-ı Muhammediye (ASM) ile ameledecekmealindeki hadisin sırrı şudurki: Ahir zamanda felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfriye ve inkar'ı uluhiyete karşı İsevilik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslamiyete inkılab edeceği bir sırada, nasıl ki İsevilik şahs-ı manevisi, vahy-i semavi kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahsı manevisini öldürür; öyle de
Hazret-i İsa (as), İsevilik şahs-ı manevisini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden Deccal'ı öldürür.. yani inkar-ı uluhiyet fikrini öldürecek.’’ (Mektubat, s. 6)
Ve yine Hazret-i İsa asm. Hıristiyanlığı tüm batıl hurafelerden temizleyecek ve daha sonra da İslamiyete dönecektir. Böylece Hıristiyanlar ve Müslümanlar birlik olup, dünya üzerinde çok büyük bir güç oluşturacaklardır. Hz. İsa bu dinsiz sistemin bütününü yani inkarcı sistemleri tamamen yeryüzünden kaldıracaktır.Ve yine ’’
İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazreti İsa (as)'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakiki İsevilik dini zuhur edecek, yani rahmet-i ilahiyetinin semasından nuzul edecek ; hal-i hazır Hıristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslamiye ile birleşecek ; manen Hıristiyanlık bir nevi İslamiyet'e inkilab edecektir.’’ (Mektubat, s. 53)...= Ve Kuran'a iktida ederek, o İsevilik şahsı manevisi tabi; ve İslamiyet, metbu makamında kalacak.
Din-i Hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken ; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa (asm), o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık (Hz. Muhammed (sav)), bir Kadir-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey' va'detmiş, elbette yapacaktır. (Mektubat, s. 54)
Ve yineşualar adlı risalesinde, Üstad, Şahs-ı İsa (asm)'ın kılıncı ve maktul olan şahs-ı Deccal'in, teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizlik azametli heykeli ve şahs-ı manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki ; o ruhaniler, din-i İsevi'nin hakikatini hakikat-i İslamiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek... (Şualar, s. 493)
Risale-i Nur külliyatında Hz. İsa.(asm) ile Hz. Mehd(asm)’ın şahsen gelecekleri hakkında daha onlarca tenbih ve örnek bulmak mümkündür. Evet Bediüzzaman Hakkın karşısında batılın yani deccaliyetin yıkılmasının, 1981-1991’lerde başlayıp tam anlamıyla dağıtılıp susturulmasınında 2001-2010’lu yıllarda olacağına işaret ediyor. Evet yukarıda okuduğunuz gibi küfre karşı bu galibiyetin, Hıristiyan.! yani İsevi ruhanileri ile gerçekleşeceğini bildiriyor, bir yönüyle (2008) veya (2010 )yılları, Hıristiyan ruhanileri ve siyasilerinin, İslam ülkeleri ve şu anda olmayan İslam birliği üzerinde kara dinsizlik ve deccaliyet fikirlerini yıkıp Hakikat-ı Muhammedi’yi İsevi’lik dini ile birleştirip dünya üzerinde çok büyük bir güç oluşturarak vede birlik ve beraberliği sağlayarak ilim ve bilim ışığında vicdanları aydınlatarak 2012 yılı veya daha sonraları dünyaya barış ve mutluluğu getirecekler. Bu işlerde muhakkak’ki Hz.İSA vede Hz.MEHDİ.asm’ın görevidir. Kuran ve Hadis kaynaklarında’da bu önemli işleri onların başaracığı haber verilmektedir. Onlar tüm insanlığı, Mezhepler ve Tarikatler üstünde olan Evrensel İSLAM anlayışına yani hakaik-i İman Nuru'na ulaştıracaklardır ve tüm inanç dünyasında idrak edilmesine, yaşanmasına ve'de mutluluğa vesile olacaklardır,
Herkez bilmelidir'ki bu sürec çoktan başlamıştır. Bilmelisinizki aslında bir kurtarıcı beklemek, insanların vicdanlarının, kalplerinin ve'de akıllarının mahkum olduğunu gösterir, fakat müminler hiçbir zaman böyle bir anlayış taşımamışlardır ve taşımazlar, çünkü onlar Allah.cc Resulü'nü Özlerinde görmüşlerdir. Fakat bu durum yani bu şahısların gelmesi onları beklemek değildir, böyle algılanmamalıdır çünkü bu muhteşem şahıslar Kuran’ın ve hadis-i şeriflerin, ahirzamanda mutlaka geleceğini haber verdikleri kutsal zatlardır. Hz.İsa ve Hz.Mehdi.asm’ın zamanı'nın gelmiş olması, ahirzaman insanlığı için sevinç ve mutluluk sebebidir, çünki Allah.cc vadetmiştir.
Subhaneke la ilmelena illa ma allemtena, inneke entel alimül hakim, ve ahiri davaühüm enil hamdü lillahi rabbil alemin.
Her kim göksel egemenlikle ilgili sözü işitir anlamazsa, şeytan gelir onun yüreğine ekileni söker götürür. (Matta;18)
Göklerin egemenliği tarlada saklanmış bir hazineye benzer. Bunu bulan adam yine saklamış, sevinç içinde gitmiş, varını yoğunu satıp o tarlayı satın almış. (matta;44).
Subhanallahi Azizül Hakim, Subhanallahi Ganiyyül Hamid - (08/08/2005)
ŞİİR::; 
Sen dediğime aldırma, sen bendesin bu bende,
Ezel ebed sır gibi, bende-i be-deninde.
Bedendemi ruh bilemem, bedenmi ruh içinde
Ney’e baksam farketmez, sen varsın an evinde.
İki yüzlü değilim’ki, sana yalan söyleyemem
Yerler gökler göz oldukça sözlerimi gizleyemem.
Kainatsa kitap kitapsa din, be-bendemi bilince
Nedir ispat, nedir ilim, göz kalb’te belirince.
İnsan melek cin olsa, ne farkeder kanda’sın,
Hal bu hal sen sevdirdin, her halinle canda’sın.
An-ı sin’dedir alem son nefeste söz olur,
Hesap tamam olunca, söz dirilir göz olur.
Verilen tekbir sözdür o’da kalb’teki gözdür,
Görülen tekbir gözdür, o göz alemlere özdür.
İNSHU