İNSHU MEDİTASYON İMAN
  Evrensel İnsan
 



EVRENSEL İNSAN kimdir?

İNSAN eğer gerçeği anlasaydı bir mezhebe bir itikada bağlanıp kalmazdı” Evrensel İNSAN belli bir itikada bağlı kalamaz, çünki O itikad edilmesi gereken varlıktır. Evrensel insanın kalbi nazargahı ilahidir O HAK'KI açık seçik müşahade edebilecek kabiliyete ulaşmıştır onun kalbinde ne korku nede hüzün vardır O ALLAHIN hikmet verdiği bahtiyar kuldur. Kalbi ALLAHIN zikrine aşinadır biran bile gafil olmaz ALLAHIN zikri ile tatmin olmustur, Kalp gözü ile görmüştür ve daima o göz ile aleme bakar, gönül dili ile konuşur onun her gördüğü hikmet her konuştuğu hikmettir, Evrensel İNSAN'ın Kalb_gözünden bakan ALLAH'tır, ALLAH onda kendi eserlerini kendisi seyretmektedir bu bakış kendinden kendinedir, O sadece kendine muhtaçtır, ALLAH Onda zatından zatına bakmaktadır O Beytullahtır Zatında AYNİ'dir ayniyeti ile Kainata bakar O'nun her baktığı her duyduğu HAK'tır, O daima HAK'ka bakar HAK'ka tapar ve her HAK sahibinede HAK'kını teslim eder. Beşer olan her varlığı'da kendi gibi görüp kendi gibi bilir, O'nun için ŞEYTAN..! sureti insan olan'ı HAK görmeyen HAK'kını vermeyendir, Ve Alemdeki HAK'kın ziyadeliğinden dolayı, sureti İnsan'a ulasanlar şeytanı'da HAK bilir fakat asla mücadeleden vaz geçmezler. O'nun yani onların bu mücadelesinin nedeni, Varoluşun sonsuz boyutlarının bu an içinde hiç bir şekilde ezel ve ebet kavramları'nın içinde yer almadığını bilmesindendir. Evrensel İNSAN ezeli ve ebedi kavramlarını bu an içinde izafi bilip HAK'sızlığında izafi oluşundan dolayı bu mücadelesini bu an içinde verir'ki, bu HAK'kın Alemlerdeki mutlakiyetinden dolayıdır ve HAK'kın ilanıdır.O'nun Şeytanla mücadelesi, ebevyenin evladını tan etmesine benzer, daha fazla değildir çünki Şeytan kendini ona açık seçik ifade eder, ebevyenin evladını hatasından dolayı dövmesinden sonra şefkatle tekrar onu nasıl kucaklıyorsa  işte onun Şeytana tavrı'da öyledir ta'ki O'da kendini bilsin tüm Şeytaniyeti'ile ALLAH ailesinin bir ferdi olduğunu görsün Alemi tanetmekten vaz geçip Şeytaniyet HAK'kı ile HAK'ka teslim olsun ve sureti İNSAN'ın nihayet Şeytanımı Müslüman ettim demesini istemesindendir, ayni Hz.Muhammedin dediği gibi. Evrensel İNSAN mutlak olan HAK'kı HAK'ka mutlak olarak bu an içinde HAK olan HALK'la AYNİ'ile yansıtan'dır. İtikadı HAK mezhebi HALK'tır, HALK'tada bi'taraftır, çünki HALK anda HAK'tır ve tekamülün zincirini takip eden her zincir tanesinin HAK olduğunu bilir geçmiş ve gelecek hakkında kalbi müsavidir, zamanın hangi diliminde yaşarsa yaşasın bu görüşü hiç bir zaman değişmez. Onun için insanlık değil İNSAN vardır (ALLAHIN sureti olan İNSAN). O her beşer'in ALLAHIN sureti olan İNSANA ulaşmasını arzu eder, Onun için bu halin dışında bir Cennet yoktur çünki Cennet ALLAHIN cemalinin görüldüğü yerdir ve ALLAH ona cemalini göstermiştir O bu görüşle her an aç ve oruçlu ve her an iftar etmektedir. Sofistik ve Mistik anlayışın yarattığı hüddam ve hadimlerin beşeri nasıl ALLAHIN sureti olan İNSAN'dan uzaklaştırdığını, Ezeli ve Ebedi olan Alemin karanlık yüzüne nasıl hapsettiğini ve ruhbanlık tavrı içinde yer alan beşer'in işe yaramaz bir paçavra gibi nasıl bir kenara atıldığını açik seçik seyrettiğinden, Ruhun bir Emir olduğunu Emri verenin mutlak olduğunu ifade etmekten asla taviz vermez. Ona göre HAK bir emir vermiş ise asla geri almaz, HAK'kın emride HAK'tır, HAK'kı görmeyen HAK'kı duymayan emir almış sayılmaz, zan emir değildir, Emir Sözdür Söz'de gözdür Evrensel İNSAN bu gözle seyre dalmış ve bu göz ile özünü tanıyan İNSAN'dır. Onun bedeni  Allah'ın 
cenneti, O da Allah'ın.cc Cennetindedir. 

EVRENSEL GERÇEKLİK ,Düşünmeden fark edilemez…İslâm Dini’nin 
evrensel oluşunun anlamı!.İslâm Dini bir kabîleye gelmiş, onlara özgü bir anlayışa hitâbeden, onlara yön vermek isteyen bir sistem anlatımı değildir!.İslâm Dini, Arap, Acem, Türk, Malezyalı veya bir başka topluma gelmiş, onlara münhasır bir Din anlayışı da değildir!.İslâm Dini, Allah’ın yaratmış olduğu “Evrensel Sistem ve Düzen”in adıdır… İnsanlar, o sistemi ve mekanizmayı anlayabildikleri nisbette, kendilerini dünya ve ölümötesi yaşam boyutlarında huzur ve saadete kavuşturacak imkânları edinirler.İslâm Dini’ne, ırksal, örfsel, kültürel, göresel değer yargılarıyla yaklaşanlar, asla orijinde anlatılmak istenen evrensel gerçekleri değerlendiremezler…Günümüz kavram kaosunda, insanların tefekkürden ve sorgulamadan uzak taklîde dayanan değer yargıları ardında, İslâm Dini, âdeta görünmez olmuştur; …Lâfzen denmektedir ki, İslâm Dini evrensel’dir!…Ardından, neredeyse hemen her fikirle, bu gerçek inkâr edilmektedir farkında olunmadan!.

Evrensel Din ne demektir?…

Türk’e, Arab’a, Amerika’lıya, Meksika’lıya, Eskimo’ya, Japon’a, Çin’liye, kısacası tüm toplumlara eşit mesafeden hitâbeden ve tümüne yararlı olmak isteyen Din demektir!.
Türk’ün örf, âdet, anânesiyle kayıt altına girmeyen!…
Arab’ın örf, âdet, anânesiyle kayıt altına girmeyen!…
Uzak Doğu veya Eskimo’ların örf, âdet, anânesiyle kayıt altına girmeyen!…
Evrensel gerçeklerden kaynaklanan ve “Evrensel Sistem”e dayalı olan Din anlayışıdır bu!.
Allah Rasûlü Hz. Muhammed Mustafa Aleyhisselâm Arap toplumu içinde Hz. İbrahim Neslinden geldiği için, tebliğ etmiş olduğu Din anlayışı çok büyük bir yanlış değerlendirmeyle Arap toplumuna mâledilmiş; Arap toplumunun örf, âdet ve anâneleriyle harmanlanmış ve bu hâliyle evrensel topluma enjekte edilmeye çalışılmıştır!.
İnsanlar, İslâm Dini adı altında Arap toplumunun örf, âdet, anâneleriyle harmanlanmış müslümanlığa dâvet edilmişlerdir.
Bu da İslâm Dini’nin, dışardan bakan toplumlarca Arabın Dini diye değerlendirilmesine yolaçmıştır!.
İslâm Dini; “Evrensel Sistem ve Mekanizma”nın, Allah Rasûlü tarafından, tüm insanlığa açıklanmasıdır… Yaşamını bu gerçekleri gözönüne alarak düzenleyenlerin sonsuz huzur ve saâdete kavuşacaklarının duyurulmasıdır… Tüm insanlara, ırk gözetmeksizin!.
Musa Aleyhisselâm Yahudi ırkının Rasûlü ve Nebîsidir; bir ırka gelmiştir!.
Evrensel insan Muhammed Aleyhisselâm ise bir ırka değil tüm insanlığa gelmiştir Allah Rasûlü olarak; ve tümüne “ALLAH Adıyla İşaret Edilen”in yaratmış olduğu “Evrensel Sistem ve Düzen”i açıklamaktadır!.
Hz. Muhammed Aleyhiselâm, “EVRENSEL RASÛL”dür!. İnsanları evrensel gerçekleri görmeye dâvet etmektedir!… Arab’ın örf, âdet ve anânelerine değil!.
Arab’ın örf, âdet ve anâneleri, kendilerini ilgilendirir, doğru veya yanlış; evrensel insanı bağlamaz!..
Türk’ün örf, âdet ve anâneleri, kendilerini ilgilendirir, doğru veya yanlış; evrensel insanı bağlamaz!..
Uzak Doğu’lu, Eskimo, İnka’lıların torunlarının örf, âdet ve anâneleri, kendilerini ilgilendirir, doğru veya yanlış; evrensel insanı bağlamaz!..
Evrensel insanın Dini, “Evrensel Din” olan İslâm’dır!. O, Yöresel ve göresel değerlerle, Evrensel Din olan İslâm’ı örtmez, deforme, dejenere etmez; kadrini kıymetini bilmeyerek de olsa ayağa düşürmez!.
Tüm insanlar evrensel Dinde anlatılan sistem ve mekanizmaya zorunlu olarak tâbidirler; yanısıra, gereklerini uygulamadıkları ölçüde bunun pahasını ödemek mecburiyetinde olacaklardır!.
Irkların kendi örf, âdet ve anâneleriyle harmanlayıp, sonra da katıksız din diye pazarladıkları müslümanlık ise, Evrensel İslâm Dini’nden pek çok yerde farklılıklar gösterdiği için, evrensel kabûle mazhar olmaz; ve bu yüzden de reddedilir!.
“Evrensel İslâm Dini” adıyla etiketlenerek empoze edilen, ne var ki ırksal özelliklerle harmanlanmış müslümanlık, bugün dünya toplumlarının çoğunluğu tarafından rağbet görmemiş ve görmüyorsa; bunun vesîlesi, İslâm Dini’nin bu mevcut Irk Dini hâline getirilmiş şekliyle sunulmasındandır!. İnsanlar, “İslâm Dini” adı altında, Arap müslümanlığına dâvet edilmektedir!. Bunun sonucu olarak da sürekli birbirleriyle savaşmaktadırlar!. Bu çok büyük bir vebaldir!.
Evrenselliğe ulaşmamış insanların, evrensel Allah Rasûlü'nü
değerlendirebilmesi çok güçtür!… Dolayısıyla Evrensel Dini farkedebilmeleri de öyle!..
Bunu kavrayabilen evrensel insanlar, tüm örf, âdet ve anânelere saygılı olmalarına rağmen, kesinlikle o yöresel ve GÖRESEL değerlere bağlanarak, kayıt altına girmezler; tıpkı Celâleddin Rûmi, Şemsi Tebrizi, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli gibi!.
Allah Rasûlü, “Evrensel insan” Muhammed Mustafa Aleyhisselâm… Allah’ın evrensel Velileri… Evrensel İnsanlar… Evrensel Kitap… Evrensel Sırlarla dolu hitâp… Ve “OKU”yanları…
Ve de...
Irkların dinleri… Irkların peygamberleri… Mukallit din mensupları… Irkların velileri ve her mahallenin kutup, gavs, mehdîleri… Saptırılmış Kur’ân Meâlleri… Tanrıdan, Peygamberinden, tanrıyı erkek (İngilizce’de he) olarak tanıtan tercüme Kur’ân anlayışlarından doğan totemist ya da göktanrısal din anlayışları!.
Bunların tümünün, bir sepette, “İslâm Dini” diye etiketlenerek sergilenişi…
Allah’ın “Evrensel Rasûl”ü Muhammed Mustafa Aleyhisselâm'ın bildirmiş olduğu evrensel gerçekleri açıklayan İslâm Dini’ni, “Evrensel Kitap Kur’ân-ı Kerîm”i “OKU”mak için, önce, evrensellik nedir ve nasıl olur bunu farketmek ve öğrenmek ve hazmetmek; sonra da bu bakışla o Kitaba bakabilmek gerekir!.
Allah Rasûlü Muhammed Mustafa Aleyhisselâm'ın sünnetinin, Arap âdet ve örfleri değil; Allah sünneti olup; “Allah sünneti”nin ne olduğunu idrâk ve hazmetmiş olmak gerekir!.
Allah Rasûlü Muhammed Mustafa Aleyhisselam'ı “OKU”mak =“İKRA’” gerekir!.
Ki bunlardan sonra Evrensel İslâm Dini’nin ne olduğu farkedilebilsin… Ondan sonra da, bu farkedilen gerçek tasdik veya reddedilsin!.
“Elhamdulillah müslümanım!.”
“İnşâallah müslümansın!!!???…”
Bu belirleme, eğer taklîden söylenen bir lafız ise; söyleyenin hâli, yüzme biliyorum diyen fakat hayatında deniz görmemiş olan insanın vurgulamak istediği gerçeğine(!) benzer!.
Evrenselliğin ne olduğunu duymamış insanın; yöresel ve GÖRESEL değerlerle şartlanmış ve bloke olmuş beynine; belirli kelimeleri yerleştirip, onları tekrar etmesinin ona ne kazandıracağı, sorusu çok önemlidir.
“Evrenselliğin” ne olduğunu bilmeyen insanın, Evrensel Din, Evrensel Rasûl, Evrensel İnsan kavramlarını değerlendirebilmesi, hiç mümkün değildir!.
Oysa Allah’ın Rasûlü evrensel insan Muhammed Mustafa Aleyhisselâm, insanları, “Evrensel Din” olan İslâm’ı tasdike ve gereğini yaşamaya davet ediyor!.
Öyle ise, çok âcil olarak, ırkî din anlayışından arınıp; “evrensel İslâm Dini”ni farketmek ve kavramak üzere; Arap ırkından olması itibâriyle değil, evrenselliği itibariyle Allah Rasûlü Muhammed Mustafa Aleyhisselâm'ı “OKU”maya=”İKRA" çalışmalıyız ki artık bazı gerçekleri farketmeye başlayabilelim.
Âşikârdır Zat-ı Hak
 
Aşikârdır Zât-ı Hak,
Görmeyi bir dilesen!..
“BEN”liğidir var olan,
Adını silebilsen!..
Düşünürsün ki varsın,
Oysa bu varsayımın…
Zât-ı Hak’tır varlığın,
“NEFS”ini görebilsen!..
 
Ahmed Hulûsi
Mekânsızlık
 
Neyleyim ey Müminler, ben kendimi kaybettim!
Ne Hıristiyan’ım, ne Musevi, ne Hindu, ne de Müslüman,
Ne Doğudanım, ne Batıdan, ne karadanım, ne denizden,
Ne duran yerdenim, ne dönen semadan,
Ne topraktan, ne sudanım; ne havadan, ne ateşten,
Ne arşı âlâdan, ne balçıktan, ne surettenim, ne varlıktan,
Ne Hintliyim, ne Çinli, ne Bulgar, ne de Sakson,
Ne Irak krallığındanım, ne Horasan ülkesinden,
Ne bu dünyadanım, ne ötekinden, ne Cennet, ne Cehennemden,
Ne Adem’den, ne Havva’dan, ne Adn’den ne Rıdvan’dan...
Benim yerim mekânsızlık, işaretim nişansızlık,
Ben ne bedenim, ne de ruh, canım Sevgiliye ait.
İkiliği terk ettim, iki cihanı bir gördüm,
Tek’i ararım, Tek’i bilirim, Tek’i görür, Tek’i çağırırım.
Evvel O’dur, Ahir O, Zahir O’dur, Batın O.
Ya Hu, ya men Hu; başkasını bilmem ben,
Aşkın kadehiyle sarhoşum ben, iki cihan da gitti aklımdan;
İçip kendinden geçmekten başka işim yok benim,
Eğer bir kez olsun sensiz bir an geçirseydim bu yaşamda,
O vakit, o saatten beri yaşadığıma pişman idim.
Eğer bu dünyada sensiz bir vakit bulursam,
Her iki cihanın da üzerine çıkar, sonsuza dek bayram ederim.
Ey Tebrizli Şems, bu dünyada öylesine sarhoşum ki,
Sarhoşluğumdan ve kendimi kaybetmişliğimden başka söyleyecek sözüm yok!
 
Mevlâna Celâleddin-î Rûmî
 
Bugün AHMED Benim
 
Bugün AHMED benim,
Ama dünkü Ahmed değil.!
Bugün Anka benim,
Ama yemle beslenen kuşcağız değil.
“Enel hak” kadehiyle bir yudum içen, sızdı tanrılık şarabından;
Şişelerle, küplerle içtim ben, yine sızmadım.
Ben sultanların aradığı sultan,
Ben hacetler kıblesiyim.
Gönlün kıblesiyim ben.
Ben Cuma mescidi değilim;
İnsanlık mescidiyim ben.
Ben saf aynayım, sırrım dökülmemiş, paslanmamışım.
Ben kin dolu bir gönül değilim, Tur-i Sina’nın gönlüyüm ben.
Üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum,
Benim sarhoşluğumun sonu yok.
Tarhana çorbası içmem ben,
Can yemeği yerim; içerim can şerbeti.
İşte sararttı seni bir gümüş bedenlinin özlemi, altın haline geldin artık.
Sen altına âşıksın, altın benim rengime âşık.
Gönlü saf sufiyim ben,
Benim tekkem alem; medresem dünya benim.
Değilim abalı sufilerden.
İster yakarış eri ol sen, meyhane eri istersen;
Bundan sanki ne çıkar?
Yok Cumartesi imiş, yok Cuma imiş, bence ne farkı var?
Gerçeğin tadını alan er,
Ne altına aldırış eder,
Ne kalender tacına bakar.
Ne tasası vardır, ne kini.
Ey Tebrizli hak Şems,
Yüzünü göstermeseydin sen, yoksul çaresiz kalırdı kulun,
Ne gönlü olurdu, ne dini...
 
Mevlâna Celâleddin-î Rûmî
 

 
 
 
  
 
  Toplam 40364 ziyaretçi (63826 klik) on this page  
 
By S.öztaş
Bu web sitesi Bedava-Sitem.com ile ücretsiz oluşturuldu. Siz de kendi web sitenizi ister misiniz?
Ücretsiz kayıt ol