Meditasyon, latince meditatio kelimesinden türetilmiş, sözcük anlamıyla birçok batı dilinde "derin düşünme" anlamına gelmekte bir terim olup, gerçek anlamıyla, sözlüklerde, "kişinin iç huzuru, sükunet, değişik şuur halleri elde etmesine ve öz varlığına ulaşmasına olanak veren, zihnini denetleme teknikleri ve deneyimlerine verilen ad" olarak tanımlanır. meditasyon tekniklerine, ait oldukları, budizm (hindistan), taoizm (çin), bön (tibet) ve zen (japonya) gibi inanç sistemlerine göre ve izledikleri yöntemlere göre değişik adlar verilmiştir. ayrıca günümüzde mevcut farklı inanç sistemleri, dini mezhepler ve ekoller meditasyonu farklı olarak yorumlamakta ve farklı şekillerde uygulamaktadırlar. bu bakımdan standart ya da tekbiçimli bir meditasyondan söz etmek olanaksızdır.bununla birlikte, en genel anlamda ele alınırsa, başlıca iki çeşit meditasyon yöntemi vardır:
1- konsantrasyon yöntemi: dikkatin tek bir noktada toplanmasına dayanır. zihnin konsantre olduğu bu nokta, soyut bir düşünce, bir mandala, bir yantra (bir geometrik biçim), bir koan (bilmecemsi zen soruları) Hu, Allah veya herhangi bir esma manası, bir mantra (bir ses, sözcük, yani Allah veya 99 esmaül hünsadan birisi, bir cümle veya bir şiir), bir mum alevi, solunum kontrolü veya bir başka şey olabilir. konsantre olunan şey hangi düşünce ya da hangi konuysa, dış uyaranlardan etkilenmemeyi becererek ve zihne girmeye çalışan konu-dışı fikirleri geri göndererek o konu üzerinde derin ve ayrıntılı bir biçimde ve zorlanmadan düşünmek söz konusudur. bununla birlikte konuyla ilgili bilinmesi gerekli noktalar varsa, bunların zihinde biçimlenmesine izin verilir. bu şekilde, tek konudan ilham alınarak yeni şeyler öğrenilebilir. düşünce kendi konusunun dışına kaçmak eğilimini gösterir göstermez, derhal müdahale edilerek, sükunetle, ilk konuya yeniden dönülür. esas olan, konuyla ilgili yeni sezgileri alabilmektir, henüz bilinmeyen hakikat ve kavramların zihin alanında yer bulabilmelerini sağlamaktır. Meditasyon sırasında gözlerin kapalı bulunmasının daha iyi sonuç verdiği bilinmektedir. Allah veya bir ses, bir sözcük, bir cümle veya bir şiir biçimindeki mantraların tekrarının, özellikle meditasyonun sürekliliğini sağlayan monoton bir uyaran olması bakımından yararı bulunmaktadır. ayrıca, kimilerine göre, bazı mantralar ses titreşimleri yoluyla yaratılan birtakım tesirlerle de meditasyoncuya yararlı olmaktadırlar. mantralar dinlere göre ve bir üstadın öğrencisi hakkındaki kişisel belirlemelerine göre değişirler. meditasyoncu, düşünürken aklına başka şeyler gelirse, sükunetle mantrasını tekrar eder ve ana konuya geri döner. kısaca, meditasyonda mantra bir anahtar gibi kullanılır.
2- "bilinç ayrışması" olarak adlandırılan ikinci yöntem ise, ne olup bittiğini tarafsız bir gözlemle izleme yöntemi olarak açıklanabilir. bu yöntemin en tanınmış şekli zen'deki zazen uygulamasıdır. bu ikinci yöntemin uzakdoğu'da kullanılan bir başka biçimi de şöyle açıklanır: önceden kararlaştırılmış, konsantre olunacak herhangi bir konu yoktur, zihnin düşüncesiz kalması, boş tutulması gerekir. meditasyon ilerledikçe zihni boş tutabilme süresi de uzar. bu boşluk sırasında zihne ilham gelmesi söz konusu olur. zihne gelen tesir bazen ruhsal tekâmül düzeyi yüksek varlıklardan gelir. zihnin sükunetle boş bırakılmasının amacı içte sezgisel olarak belirebilecek bu tesirlere yer ayırmaktır. bu tür sezgiler insana diğer zamanlarda da gelmekle birlikte, meditasyon halinde daha kolay, daha açık, daha güçlü ve daha özgün halde gelirler.
Meditasyon günümüzde aşağı yukarı her ülkede uygulanmaktaysa da kökeni ve en yaygın uygulandığı yer doğu’dur. doğu’da özellikle mistisizm bünyesinde yer alan meditasyona bazıları mistik meditasyon adını verir. doğu’daki mistik meditasyon genellikle inzivaya çekilmenin, çileciliğin, sıkı perhiz gibi sert disiplin uygulamalarının bulunduğu ortamlarda söz konusu olmakta ve uzun süren periyotlar halinde yapılmaktayken, batı’da meditasyon genellikle günlük yaşamın bir parçası olarak ele alınmakta ve günde bir ya da iki kez, yaklaşık yarımşar saatlik süreyle yapılmaktadır. batılılar, meditasyonu genellikle şifa, streslerden kurtulma, rahatlama, yaratıcılık, başarı, psişik güçlerini geliştirme, ilişki, kendine güven duyma gibi amaçlarla yaparlar. meditasyonun batı’daki yaygın biçimi hinduizm ve budizm kökenli tekniklerden türetilmiş olup batı’da 1960'lardan itibaren popülerlik kazanmıştır. Konuya dini yani özellikle İslami açıdan bakıldığında çeşitli mezhep ve tarikatlarda uygulanan nefis tezkiyesi (arınma) işlemlerinin günümüzdeki anlaşılabilirliğini idrak etme açısından meditasyon tekniklerinin anlaşılmasının önemi kaçınılmazdır. Meditasyon üçlü bir eğitim sistemi içermektedir: bu üç aşama arınma, konsantrasyon ve idrak etme olarak adlandırılır. öğrenci, işe arınmayla başlar; sıkı bir disiplini izler ve ardından, duyumsal algılarının az çok farkında olmasına rağmen, dış uyaranların düşüncesini etkilemesine izin vermeme becerisini öğrenir. bu beceriyi kazanabilmiş olmaya "zihinsel olgunluk" denir. Meditasyonda solunum kontrolüne çok önem verilir ve meditasyon birtakım aşamalara erişebilme ustalığı olarak kabul edilir. en ileri aşama, soluk alıp vermenin söz konusu olmadığı, "cenin solunumu" diye adlandırılan aşamadır. nabzın durduğu bu noktada meditasyoncu, meditasyonun en aydınlık biçimi ve son hedefi olduğu belirtilen "büyük sükunet" haliyle şuuru "aşar". Meditasyon, algılayarak bilgi edinme (okuma, çalışma ve okunanları dinleme), kontamplasyon ve meditasyon biçiminde üç adımlı bir sistemin üçüncü adımıdır. öğrenci çaba harcayarak bilgi edindikten sonra, öğrendikleri hakkında kontamplasyon yapar ve bunlardan çıkardığı özetleri şuuruna aktarır. bir başka deyişle, önce çaba harcayarak bilgiyi öğrenme, sonra kontamplasyon yoluyla bilgiyi gözlemleme ve inceleme ve nihayet bunları yüksek şuurda özümleme şeklinde üç aşamalı bir öğrenim söz konusudur.
Meditasyonunda amaç, kişinin, ruhsal deneyimlerle, öz varlığına ve yüksek şuuruna erişmesidir. Meditasyon uygulamalarına çeşitli biçimler altında, İslami sufilik ve musevilik'te de rastlanır. Hintli mistik osho meditasyona çok büyük bir katkı yaparak dinamik meditasyon tekniklerini oluşturmuştur. modern insanın yaşadığı dinamik ve çok boyutlu hayat ve onun ritmi meditasyonun geleneksel yöntemleriyle günümüz insanı tarafından uygulanmasını zorlaştırmaktadır. bu nedenle osho batının terapi yöntemlerinden esinlenerek ve onları meditasyona entegre ederek meditayson tekniğine buda'dan beri en büyük katkıyı yapmıştır. "transandantal meditasyon" (tm) denilen sistem ise, hintli maharishi mahesh yogi tarafından geliştirilmiş, kişisel mantra’ların kullanıldığı bir meditasyon sistemi olup, 1960'lı ve 70'li yıllarda batı’da geniş bir izleyici kitlesi edinmiştir.
Meditasyonun özü; görerek tanık olmak...
meditasyon insan aklının üstlenebileceği en kutsal durumdur. meditasyon yalnızca olmaktır, bir şey yapmak değil – hareket yok, duygular yok, düşünceler yok. yalnızca kendinizsin ve bu saf mutluluktur. bu mutluluk sen hiçbir şey yapmazken nereden gelir? hiçbir yerden yada her yerden gelir. o sebepsizdir, çünkü varoluşun kendisi mutluluk denen şeyden oluşmuştur. Sen bedensel, düşünsel tüm düzeylerde hiçbir şey yapmadığında, tüm etkinliklerin durduğunda ve sen sadece ve sadece varolduğunda olan şeydir meditasyon. onu yapamaz, deneyemez ama yalnızca anlayabilirsin. Her ne zaman sadece varolmaya vakit bulursan tüm yaptığın şeyleri bırak. düşüncelere dalmak, bir şeye konsantre olmak, bir şey üzerinde düşünmek , hepsi bir şey yapmaktır. hatta bir an için bile olsa hiç bir şey yapmadan merkezindeysen ve son derece gevşemiş durumdaysan bu bir meditasyondur. ve bir kez o duruma ulaştığında o durumda istediğin kadar kalabilirsin sonuçta da o durumda yirmi dört saat kalman mümkün olur. Bir kez benliğinizin rahatsız edilmeden kalabilmesinin yönteminin farkına vardığında, yavaş yavaş benliğinin sarsılmamasına dikkat ederek bir şeyler yapmaya başlayabilirsin. bu meditasyonun ikinci kısmıdır – önce, nasıl yalnızca var olunur ve sonra da küçük eylemler öğrenmek: yerleri temizlemek, duş almak, fakat kendini merkezde tutarak. sonra da daha karmaşık şeyler yapabilirsin. örneğin, ben şu an sizlere konuşma yapıyor olmama rağmen meditasyonum kesintiye uğramıyor. konuşmayı sürdürebilirim fakat tam merkezimde küçücük bir kıpırtı bile olmaz; orası sessiz, tamamıyla sessizdir. Öyleyse, meditasyon bir şey yapmanın karşısında değildir. o hayattan kaçınmanı gerektirmiyor. yalnızca sana yeni bir yaşam tarzı öğretir; sen hortumun merkezi haline gelirsin. hayatın sürer, hem de daha fazla zevk, daha fazla netlik, daha fazla yaratıcılık, daha fazla bilgelikle birlikte çok daha yoğun bir hal alır ama sen tüm bunların ötesinde her şeyle aynı mesafede kalırsın, tepelerdeki gözcü gibi etrafında olup biten şeyleri görerek. Sen yapan değil, gözleyensin. Meditasyonun tüm sırrı senin bir gözcü olabilmendir. Bilgisayar ile uğraşmak herhangi bir iş gibi şeyler yapıp etmekte bir sorun yoktur ve bunlar kendi düzeyinde olup bitmeye devam eder. küçük yada büyük şeyler yapabilirsin ama merkezden uzaklaşmamak kaydıyla. bu farkında olma, bu gözlemleme gücü, kesinlikle perdelenmemeli ve kesintiye uğratılmamalıdır.
Bir zamanlar hassidizm adı verilen gizemci bir okul vardır. bu okulun kurucusu baal shem eşine az rastlanır birisidir. her zaman gecenin bir yarısında nehirden geri dönerdi çünkü geceleyin nehir ılık ve sessiz olurdu. ve orada öylece, hiçbir şey yapmadan, yalnızca kendi benliğini, gözlemciyi gözlemleyerek otururdu. bir gece zengin bir adamın evinin önünden geçerek geri dönerken evi gözlemekle görevli bekçisi kapıda durmaktaydı.
bekçi bu yaşlı adamın her gece tam da bu saatte geri dönerken görüyor olduğu için biraz kafası karışmıştı. dışarı çıkıp şöyle dedi: “rahatsız ettiğim için beni bağışlayın ama merakımı daha fazla gizleyemeyeceğim. gece-gündüz sizi düşünmeden edemiyorum. siz ne iş yaparsınız? neden nehre gidip duruyorsunuz? bir çok kereler sizi izledim ve hiçbir şey göremedim; orada saatlerce öylece oturup gecenin bir yarısında da geri dönüyordunuz.
”baal shem de ona: “gece öylesine sessiz ki ortalık senin ayak seslerini kolayca duyabiliyordum ve senin beni takip ettiğini biliyordum. ve senin her gece kapının ardında gizlendiğini de biliyordum. sanma ki, sadece sen beni merak ediyorsun, ben de senin kim olduğunu merak ediyorum. ya senin işin nedir?” dedi.
“benim işim mi? ben basit bir bekçiyim, evi gözlerim.” dedi adam. baal shem de ona: “aman tanrım, sen bana anahtar sözcüğü verdin. benim de işim bu!” dedi.
“fakat ben bir şey anlamadım. eğer siz bekçilik yapıyor olsaydınız, bir evi ya da bir sarayı falan gözlemliyor olurdunuz. orada kumların üzerinde oturarak neyi gözlüyor olabilirsiniz ki? diye sordu.
baal shem: “küçük bir fark var elbette: sen saraya dışardan girmek isteyebilecek birilerini gözlüyorsun; bense sadece bu gözcünün kendisini gözlüyorum. bu gözcülük yapan kimdir? işte hayatımın tüm çabası kendimi gözlemekten ibarettir.”
adam: “ama bu oldukça garip bir iş. bunun için size kim para verir ki? diye sordu.
“o öylesine keyifli, huzur ve mutluluk verici bir şey ki, bu deneyimin kendisi bir ödüldür zaten. sadece bir anı bile tüm hazinelerle bile kıyas bile edilemez” dedi baal shem.
bekçi de: “bu çok garip. tüm hayatım boyunca gözcülük yaptım. hiç bir zaman böylesine güzel bir şey yaşamadım. yarın gece ben de sizinle geleyim. bana da öğretin. çünkü nasıl gözcülük yapılır biliyorum – anlaşılıyor ki, sadece farklı bir yöne ihtiyaç var; siz farklı bir yönde gözcülük yapıyorsunuz.” dedi.
Yalnızca bir adım vardır, o da yöne, boyuta ilişkindir. ya dış dünyaya odaklanabilir, ya da gözlerimizi kapatıp tüm bilincimizin içimize doğru merkezlenmesine izin verebiliriz. ve bileceksin çünkü sen bilensin, sen farkındalığın kendisisin. onu hiçbir zaman yitirmedin. yalnızca farkındalığın bin bir tane şeyin ağına düşüp yakalandı. farkındalığını takılı olduğu her şeyden kurtar ve kendi içinde huzura ermesine izin ver. Meditasyonun özü, Öz’e nasıl tanık olunacağını öğrenmekten ibarettir. bir karga ötmekte… sen dinliyorsun. iki şey var – özne ve nesne. ancak her ikisini de görebilen bir tanık olduğunu göremiyor musun? karga, dinleyen ama hala her ikisini de gözleyen birisi daha vardır. aslında bu kadar basit bir olgudur. Bir ağaç görüyorsun; sen oradasın, ağaç orada. ama bir şey daha bulamıyor musun; ağacı görüyor olduğunu, ağacı görmekte olduğuna tanık olanın varlığını? izlemek meditasyondur. neyi izlediğin önemsizdir. ağaçları, nehirleri, bulutları, çocukların etrafta oynaşmalarını izleyebilirsin. izlemek meditasyondur, ne izlediğin değildir önemli olan; nesnenin bir önemi yoktur. Gözlemin niteliği, farkında olmanın, dikkatin niteliğidir.
Yalnızca şunu anımsa: farkında olmak meditasyondur. farkında olarak yaptığın her şey meditasyondur. eylemin önemi yoktur, önemli olan senin eylemine kattığın niteliktir. tüm dikkatinle yürürsen yürümek bir meditasyon olabilir. tam dikkat vererek oturursan, oturma olabilir. kuşların şakımalarını dinlemek bir meditasyona dönüşür şayet farkında olarak dinlersen. sadece zihninin içsel sesini dinlemek te bir meditasyondur, dikkatli ve gözlemci kalabilirsen. En önemli şey aslında uyur-gezer halde hareket etmemende. o zaman yaptığın her şey meditasyondur.
farkındalığın ilk adımı bedenine elden geldiğince dikkat kesilmektir. yavaş yavaş kişi her yüz ifadesi, her hareket hakkında hassas ve uyanık hale gelir. ve sen (bunların) farkına vardıkça, bir mucize gerçekleşmeye başlar: eskiden yaptığın bir çok şey kayboluverir, bedenin daha çok rahatlar, dengeye gelir. bedenini bile derin bir huzur kaplamaya başlar, içten içe bir huzur bedeninde canlanır.
Sonraysa düşüncelerinin farkına varmaya başla: aynı şey düşüncelerle de yapılmak durumundadır. onları ayırdetmek bedenininden daha zordur ve elbette ki, daha tehlikelidir. ve düşüncelerinin farkına varabildiğinde içinde neler olmakta olduğuna şaşıracaksın. herhangi bir anda aklından geçmekte olan şeyleri kağıda dökecek olursan büyük bir sürprizle karşılaşırsın. içinden geçmekte olan şeylerin bunlar olduğuna inanamayacaksın.
ve on dakika sonra yazdıklarını oku – göreceğin şey içinde çılgın bir zihne sahip olduğundur! çünkü, bu koskoca çılgınlığın bir yeraltı nehri gibi akmakta olduğunun farkında değilizdir. o, her ne yapıyor yada yapmıyor olursan ol tüm şeyleri, her şeyini etkiler. ve bunların (çılgıncasına akan düşünce nehrinin!) toplamı senin hayatın olmuş olacak! öyleyse artık bu çıldırmış adam değişmelidir. ve farkındalığın mucizevi tarafı şudur ki, farkına varmak dışında hiçbirşey yapman gerekmiyor.
onları (düşüncelerini) izliyor olmak demek onları değiştirmektir. yavaş yavaş şu çıldırmış adam kaybolur ve düşünceler belli bir örüntü içine girer: onların kaosu kaybolur ve bir kozmosa dönüşür. ve artık yeniden derin bir huzur kaplar içini. bedenin ve zihnin huzura kavuştuğunda göreceksin ki, onlar birbirleriyle uyum içersindeler, aralarında bir köprü var. artık farklı yönlerde çalışmıyorlar, farklı atlara binmiyorlar. ilk olarak aralarında gerçek bir uyum var ve bu durum, duyguların, ruh hallerinin ve hissiyatın farkına varmak demek olan üçüncü adıma büyük katkı sağlıyor. Bu ayırt edilmesi en zor olan katmandır ama şayet düşüncelerinin farkında olabiliyorsan onun sadece bir adım ötesidir. biraz daha yoğun farkındalığa ihtiyaç vardır ve duyguların, ruh hallerin, hissiyatın hakkında düşünmeye başlarsın. bir kez bu üçünün (beden, düşünceler ve duygular) farkına vardığında hepsi tek bir olguda birleşir. ve üçü de artık tek bir şeydir – mükemmel bir biçimde birlikte işlevlerini yerine getirirler, beraberce mırıldanırlar, sen üçünün melodisini duyumsayabilirsin: onlar bir orkestra haline geldiler artık. sonra da senin hiçbir şey yapamayacağın dördüncü durum gerçekleşir. o kendiliğinden olur. o bütünün bir armağanıdır. o bu üçünü yapmış olanlar için bir ödüldür.
Ve dördüncüsü, kişiyi uyandıran (aydınlanmak, ermek) nihai farkındalıktır. kişi kendi farkındalığının farkına varır – bu dördüncüdür. bu kişiyi bir, aydınlanmış kişi yapar. ancak ve ancak bu uyanış bir kimsenin saadetin (sürekli ve derin mutluluk hali – huşu içinde olmak) ne olduğunu anlamasını sağlar. beden zevki, zihin mutluluğu, kalp hoşnutluğu tanır, dördüncü ise saadeti. saadete ermek asıl hedeftir ve farkındalık ta ona ulaşan yoldur.önemli olan şey gözlemci olabilmen, yani gözlüyor olduğunu gözlemeyi unutmaman. gözlüyorsun… gözlüyorsun… gözlüyorsun. yavaş yavaş, gözlemci gitgide daha da fazla farkına vardıkça, ve bu farkındalığında sabitleştikçe, hareketsizleştikçe bir dönüşüm başlar. gözlediğin şeyler kaybolur sadece ‘’O’’kalır. ilk kez olarak, gözlemcinin kendisi gözlemlenen, bakan kişi bakılan olur. Ve böylece Tanrı bilinci
(La İlahe) kaybolur, öğrenci gizli şirk’ten kurtulur. İllallah (sadece Allah var) manası’nı yaşayıp yüzünü Allaha.cc dönmüş olur. Böylece namaz’ın (salat) nasıl Miraç olabileceğini’de idrak eder ‘’O’’ artık kendini bilendir, ve evindedir.
Toplam 40339 ziyaretçi (63794 klik) on this page
Tweet
İNSHU
Bu sitede yeralan bilgiler, Hazreti Muhammed ASM'ın bildirdiği Din ve onun esası olan Allah inancının, Tasavvuf ilmi ve Modern Bilimler ışığında değerlendirilmesine, karşılıksız olarak hizmet amacıyla paylaşılma sunulmuştur.
<<<<<<<<<>>>>>>>>>>
EVRENİ'NİN ORTASINDA
HİÇLİĞİNİN ÇIPLAKLIĞINI
BAŞSIZ GÖVDESİZ
SEYRETMEKTİR AŞK...
<<<<<<<<<>>>>>>>>>> "Bir kimse ki, nefsini bildi; gerçekten Rabbını bilen ''O'' oldu."
İNSHU
Bilirim fakat bilinmem..............
Görürüm ama görünmem.......
Kendimden saklanamam.......
Başka hale bürünmem............
<<<<<<<<<<>>>>>>>>>>
Göz oldum ben özümde............
Yıldız doğdu şak'dı emre.........
Güzelliğine bakamadım............
Hiç kimseyim son sözümde.....
İNSHU
SÖZ DİRİLİR
Birilerinde gördüğünce
Kendinde birşey göremezsin
Bir şeyler bilip sen aklınca
Aynında Hakkı bulamazsın
Kurtulsa bağdan akıl
Gerçek akıl seni bulur
İlham olur Hak söylenir
İsmi kalır halk yok olur
Hak gülümser her yerden
Candan içre bir öz olur
Münezzehtir her şeyden
Söz dirilir göz olur
Tüm avazı duyar olur
Çünki hak söz öze girdi
Haktır çünki senden gelen
Senden çıktı sana geldi...
O GÖZ ÖZ
Sen dediğime aldırma, sen bendesin bu bende,
Ezel ebed sır gibi, bende-i be-deninde.
Bedendemi ruh bilemem, bedenmi ruh içinde
Ney’e baksam farketmez, sen varsın an evinde.
İki yüzlü değilim’ki, sana yalan söyleyemem
Yerler gökler göz oldukça sözlerimi gizleyemem.
Kainatsa kitap kitapsa din, be-bendemi bilince
Nedir ispat, nedir ilim, göz kalb’te belirince.
İnsan melek cin olsa, ne farkeder kanda’sın,
Hal bu hal sen sevdirdin, her halinle canda’sın.
An-ı sin’dedir alem son nefeste söz olur,
Hesap tamam olunca, söz dirilir göz olur.
Verilen tekbir sözdür o’da kalb’teki gözdür,
Görülen tekbir gözdür, o göz alemlere özdür.
NEDENSİZ
Nedensiz ve niçinsizim
Hiçmi hiç kimse bilmez
Yanlızım alemimde
Bağırsam kimse duymaz
Bir fezayım ilelebed
Benim ancak bana dost
Cevherlerde tükendi
Kim giydirir bana post
İllalah derim kendim
Yanlızlık canım sıkar
Sıkıntı yakışmaz hiç
Gönül emre'ye bakar
Düşünürüm sadece ben
Düşler bende parıldıyor
Yıldız olup her birisi
Bir fezada yol alıyor
Parıldayan her yıldızda
Hep kendimi bulurum
Düşlerim gerçekleşir
Yıldızlara yol olurum
Semadan arza kadar
Devam eder bu yolculuk
Bir zerre suya baksam
Aynımdır çoluk çocuk
Bunu görmekle dahi
Düşlerim hiç tükenmez
Tüm ömürler birleşse
Ömrüme kimse yetmez
Kimsesizim nedensizim
Varlığımda bedensizim
Değmez bana iki cihan
Ben kendime perdesizim
ÇALGICI
İbadet ehli zahid biri idim,
Beni çalgıcı şarkıcı yaptın
Senden haber alsınlar diye,
Dedikodumu eden dostlara sattın
Sel suları beni denize sürükledi,
Senin hayalin ile girdaba daldım
Yılışıklık etmekten sakındım sana,
Rahmet kapından hiç'liği aldım
Uyduğumu sanma mahmurluğum o,
Dostlar seni görsün diye örtünüp yattım
Tamtamlar aleminde mülkümüz oldu,
Her iki cihandan süratle kaçtım
Ne farkeder sen adımızı kirletsen,
Kutsal Zatını eksiksiz tanıdım
Ömrümü bildiğimden beri seni bildim,
Mabet ömrüm oldu sana taptım
Gittin gidiş sevdiğim kan ağlıyorum,
Kimi giden ömre bakar ben sana baktım
Artık arzu peşinde koşamam menfaate,
Yeri göğü nur eden bak-an'a daldım.
OLSUN
Toprak oldum su oldum
Ateşe daldım hiç oldum
Mekansız bir zamanda
İnsanı gördüm hoş oldum
Aldı o zat benden beni
Uzay etti tende canı
Gördü şuur nur adamı
Buldu anda zamansız o'nu
Ara dostum onu kendinde ara
Biz hiçiz hiç, hiç bize bakma
Çalış çabala salat ve dua
Zaman zaten yok sadece rüya
Meditatiklik o namaz dediğin
Kendinde hep dua'da istediğin
Biz biriz bir, hiçlikte dostum
Salatın bu gün miracın olsun
İNSHU
YAŞADIĞIN “BU AN”, "ALLAH"IN VAROLUP, ONDAN BAŞKA HİÇBİRŞEY'İN VAR OLMADIĞI “AN”IN TA KENDİSİDİR!.. Not : Allah’ın dışında bir nesne mevcut değildir derken, varlığını Allah’tan almayan, varlığı Allah’ın varlığı ile kaim olmayan, varlığında ilâhi isimlerin mânâ terkiplerinden başka bir şey mevcut olmayan anlamını kastediyoruz.Yoksa,Allah’ın içinde veya dışında gibi Allah’a mekân,mahâl.şekil,ölçü biçici bir mânâyı kastedmiyoruz!........
<<<<<<<<<<>>>>>>>>>>
''O'' bu bütünleyici düzen ile bilinir: O Ebedi Olanların Ebedi Olanıdır; Kadim Olanların Kadimidir; Gizli Olanların Gizlisidir; sembolleri ile bilinebilir, Kıyafetleri mavi, beyaz görüntüsü, vâsi enginliği ile müthiş bir Yüz gibidir. Parıltılı ışınlarına yön vermek üzere ışıldayan bir güzellik ile her an hazırdır. Yüzünün parlaklığı binlerce dünyaya çevrilmiştir ve parlaklığının Işığı ile adil olanlara öte yaşamlarında mükafat ve mutluluk alemleri verir. Kafatası içinde sürekli binlerce kez binlerce dünya yaratılıp, Ondan varlıklarını sürdürmektedir. Başında bir su damlası damıtılır ve dünyalara akan bu damladan ölüler diriltilip öte yaşamlara ve alemlere kaldırılırlar."O'' hakikat-ı Muhammedidir ''O'' İnsan-ı Kamildir ''O'' Evrensel İnsandır, bilenlerce bilinmezdir.
<<<<<<<<<>>>>>>>>>>> Rabbı, daima Rab’la anladım; Sonra şeksiz süphesiz kaldım. Dahası zatı, zatım oldu hak;.... Ne noksan ne ayıp hele bak. Arada ne terazi ne mizan;....... Nefsim oldu gayba ayan;........ Ne zaman'ki Öz'ümü anladım, Hem katıksız hem içkisiz kaldım Mahbubun vaslına erdim;....... Ne yakınlık, ne uzaklık bildim.. Feyz ''O''ndan, ihsana erdim;... Ne minnet, ne alınma gördüm. Nefsimden de olmadım uğruna; Hiçbir libas da kalmadı ona.......
<<<<<<<<<>>>>>>>>>>>
Cehalet’in azamı kader’in Allah’ta oluştuğunu görememektir. Özgür irade ve ilim sahibi İNSAN, kendi ilim ve iradesi’nin Allah’ın ilim ve iradesinden bir yansıma olduğunu bilir ve öyle yaşar, kader’e mahkum olmadan. İNSAN, kendi fıtratı’nın kendi elleri ile, Allah’ta el’an ve hala yaratılmakta olduğunu seyredene derler.
ÇARK BUGÜN İÇİN DÖNÜYOR
........( Aynali - Manisa )..................................................
HÛ..! NE'Yİ SEVERSEN SEV,
HEP ''O''NU SEVMEKTESİN.
CENNET HER ZAMAN
SEVGİ İLE YAŞAMAK.
ÖMRÜN'Ü SEV, ÖMRÜNCE
GÖRDÜĞÜN VE GÖRECEĞİN
HEP ''O'' DUR.