İNSHU MEDİTASYON İMAN
  Mutlak olan
 



MUTLAK OLAN:

Bilimsel çevreler bugün varlığın Tek varlıktan türetildiğini ilan etmişlerdir. Bu gün tüm bilgi, düşünce buradan ilerler. Tüm dinlerde bunun üzerine temellenmiştir. Daha da fazlası, bizler "Gerçek ve Bilgi, Sonsuzluk Allah;tır", "Şuur, Saadet Allah;tır", "Evet, tüm bunlar Allah;tır," Bu Öz-ben Allah;tır", "Ebedi, sonsusuz Allah;tır" gibi açıklamalar da duyarız. Ve bizler "Tüm varlıkların O'ndan doğduğu, doğduktan sonra O'nun sayesinde yaşadığı, tekrar içine girdiği ve O'nunla bir hale geldiği - Bunun Allah olduğunu bil gibi iddiaların da farkındayız. Her yerde ve her zaman hazır olmanın, her şeyi bilmenin ve her şeye gücü yetmenin Allah.cc;ın özellikleri olduğu söylenir. Bunlar Allah;ın iki katlı (zahir-batın) doğasını tanımlama amacına hizmet ederler; onun öz doğası olan Gerçeklik (Mutlakiyyet);ki. Bunlardan birincisi (Batın) Mutlak;ın'ın bağımsız ve yok edilemez gerçeğidir, diğeri ise (Zahir) zaman sürecinde değişmeye tabi olan bir şeye uygulanan bağımlı değeridir. Varlık fizikötesi duyguda başka hiç bir şeyle ilgili olmayan gerçektir. Bu, insandaki görecesel şuurun sınırlarını aşmadaki zorluğa kulak asmaz ve son derece doğal olarak göreceli düzenin anlam ve değerini gerçek olarak alır ve tanır. Varlığın gerçeğinin en üstün değeri, saf varlığa eştir, çünkü var-olmayanın değeri olamaz. "Sadece Varoluş (Varlık) başlangıçta buydu, bir an olmadan tek başınaydı" Allah.cc değişen nesnelerin kalıcı şeyidir. İsimsiz ve biçimsizdir - ki isim ve biçim bu görünüşler dünyasının karakteristik doğasıdır- ve aslında Mutlak - Varoluştur. Varoluş asla değişemez, (yine) o olan içindekiler yok olsa bile Varoluş asla yok olamaz. Bu yüzden, varoluş Gerçekliğin doğasıdır ve biçim ve isimden oluşan herşeyden farklıdır. Varoluş ansız;dır ve dışsal ilişkileri ya da içsel farklılaşmaları yoktur. Yer, zaman ve bireysellik açısından sınırsızdır. Hiç bir şeyle bağlantılı değildir, çünkü ondan ayrı ikinci bir şey yoktur. O'na benzeyen ya da benzemeyen hiç bir şey yoktur, çünkü Sadece O Vardır. Tüm evren ruhsal bir birliktir ve Öz-Ben daima Allah.cc ile birdir. İçinde ya da dışında bir fark yoktur. Varolanın tüm yapısı boyunca tüm yapılarda eşittir, ve bu yüzden bir parçasının özünün bilgisi aynı anda Bütün'ün bilgisidir. Özben'in bilgisi Allah.cc;ın bilgisidir. Olan herşey, Tek Allah;tır, gerçeğin Gerçeğidir. Bunu bilince, herşey bilinir hale gelir. "Bir parça toprağın bilgisi ile topraktan yapılmış herşeyin, tüm bu sadece bir isim, bir söz bir mana olan tüm bu gelişimlerin, toprakta herşeyin nihai dayanağının bilinebilmesi gibi, benzer bir şekilde, Öz-Bende bilindiğinde, herşey bilinir." "Görünüşte bir ikilik (dualite) olduğundan, nesne-özne ilişkisi vardır; Fakat sadece bir fert olduğunda, nasıl bir şey başka bir şeyle bir ilişki ya da etkileşim içinde bulunabilir.? "Bilgi vardır, ama yine de , algılama ve kavrayış yoktur, çünkü bu Öz-Ben bilgisi yok edilemez , bu fert bilgi şuur-kütlesi ile ilişkili değildir." Çünkü Öz-Ben, ebedi nesnesiz Bilen'dir, ve bunun dışındaki herşey hiç bir şeydir, bir görünüştür, bir yalan oluştur. Evet bu Allah.cc;tır. Allah.cc saadet doğasının ebedi şuurundaki Varoluş'tur, Ebediyettir ve Ölümsüzlüktür." Bu cümleler, en üstün Gerçeklğin en iyi tanımlarıdır. Mutlak Şuur'dur, nihai Bilen'dir. Bu, algılanamazdır, çünkü kimse bileni bilemez, diğer herşeyin O'nun sayesinde bilindiği Varlığı kimse bilemez. "O'nun dışında gören yoktur, O'nun dışında duyan yoktur, O'nun dışında düşünen yoktur, O'nun dışında bilen yoktur." Bu, bilginin ebedi Özne'sidir, kimse O'nu bilginin nesnesi olarak bilemez. Bu sınırsız İçsel (Öz-ben) Şuuru tek Gerçeklik'tir. Bu Şuur'un içeriği kendisidir. Bu, mükemmeliyet ve ebediyetin tamlığıdır. "Allah.cc Ebedi'dir, evren Ebedi'dir, Ebedi'den Ebedi ortaya çıkar, ve Ebedi'den Ebedi çıkarıldığında, kalan Ebedi'den başka bir şey değildir." Bu cümle ebedilerin üzerine ebedileri yığmak ve Tam'dan Tam çıkarıldığında sadece Tam'ın kalacağının şaşırtıcı sonucuna gelir gibidir. Burada ima edilen anlam, içinde yaratılmış görünen biçimlere rağmen, Ebedi Gerçeklik'in değişmez ve bölünmez karakteridir. Ebedi, ikiliksizdir (dualitesi yoktur). Biz Öz-Ben;in düşüncelerini gerçeğin uygunsuz kavramlarının en sonunda "mutlak yüce", "sınırsız", ötesinde hiç bir şey olmayan, herşeyi anlayan, tüm uzayı dolduran, içimizdeki Öz-Ben'le aynı olan, Allah.cc;ın Bir-liğine giden, bizi daha uygun kavramlara yönlendiren olarak okuyoruz. Bu kişinin başka hiç bir şeyi görmediği, başka hiç bir şeyi duymadığı, başka hiç bir şeyi anlamadığı Öz-Ben;dir. Bu, Saadettir, Ölümsüzlük'tür, Saadetin doluluğudur. Bu, Tam Varlık'tır. Şimdi, oluşturulan varlık olarak gerçeklik kavramı genellikle, var-olmayan fikrine hayat verir. Başlangıçta ne var-olmayan ne de var olan vardı. Var-olan yoktu, çünkü var-olmayan yoktu. Var-olmayan yoktu, çünkü var-olan yoktu. Hakikat, var-olan ve var-olmayan fikirlerinin, düşünce ile geçici olarak ilişkilendirilen her neyse onun süper-zeka aşamasıydı, çünkü Gerçek olanın içinde hiç bir psikoz olamaz. "ölümsüzlük ve ölüm" bile "onun gölgeleridir." Gerçekten var olan herneyse, O Gerçek'tir. Bu, "varlık ve ötesi, ifade edilen ve edilmeyen, kurulmuş olan ve olmayan, şuur ve şuursuzluk, gerçeklik ve gerçeklik olmayan ve her neyse odur." Zahir ve Batın sözcükleri bize iki biçimden bahseder: "biçimlenmiş olan ve olmayan, ölümlü olan vede olmayan, olan ve hareket eden, gerçek ve ötesi". Evet, Allah.cc-isim-ve-biçim-dünyası arasında bir karşıtlık vardır, baştaki varlığını deneysel olarak deneyimleyen, ifade eden, temelli, şuurlu gerçek olan, sonraki ile ilişkisinden ötededir, ifade edilemezdir, temelsizdir, şuursuzdur. Mantıksal olarak, Mutlak'a genişlediğinde, özellik ya da kendisinin değeri sağlam olmayan bir kavram haline gelir. Bir şeyin bir özelliğinin olması için diğer bir şeyle ilişki içinde olması gerekmektedir. Sadece bir maddenin varolduğu söylendiğinde, bu maddenin bir özelliğinin olduğunu söylemek anlamsızdır. Kendi başına varolan bir mutlak prensibin doğası belirsizdir. Her bir özellik onu sınırlar ve farksızlık içinde bir fark yaratır. Allah.cc'ın herhangi bir anlaşılır özelliği olduğu söylenemez, çünkü Allah.cc tüm varoluştur ve onunla hiçbir zaman ilişkilendirilen ikinci bir şey yoktur. (Varlık), (var-olmayan) ile; (şuur), (atalet) ile; (saadet), (acı) ile; (ebediyet),(sınırlılık)ile; (ışık),(karanlık) ile bir ilişki kurulduğunda ancak bir fikirdir. Niteliksel her bir kavram bir ilişki içerir, ve her bir düşünce ikilik yaratır. Allah.cc'ı düşünmek Allah.cc'ı deneyim dünyasına indirgemektir. Düşünce sadece bireysellik durumunda mümkündür, fakat Allah.cc bir birey değildir, ve O;na bir birey olarak yaklaşılamaz. Allah.cc bir ışık olarak bile kavranamaz çünkü onun (ışığını) üzerine yansıtabileceği bir şey yoktur. Ne de O bir şuurdur, çünkü o hiç bir şeyin dahi şuurudur. Mutlak koşulda şuur ya da ışığa şuur ya da ışık denemez, çünkü bu tip kavramlar ikilikçi kategorilere girer. Kendi içinde olduğu gibi olan Varlık birey için hiç bir şeydir. Bu, bir bilgi nesnesi değildir. Gerçek bağımsızdır, ilişkisizdir, kendi kendine varolur; ama bağımsız olan, ilişkisiz olan, kendi kendine varolan bir değer yoktur. Olabilecek tek başvuru, zihnin gerçekliğinin doğasını tayin etmede başarısız olduğunu kabul etmek ve negatif girişimlere gitmektir, yani şimdi yaptığımız gibi. "Allah.cc bu değildir, bu değildir."gibi Manasını anlayın. "Öz-Ben manevi olarak şuurlu olan değildir, yani görünüşte şuurlu olan değildir, aslında her iki şekilde de şuurlu değildir, yani şuur-kütlesi değildir, şuur değildir, şuursuzluk değildir; O görülemez, ilişkisizdir, kavranamaz, tanımlanamaz, düşünülemez, belirlenemez, Tek Öz-Ben'in şuurunun özüdür, evrenin tersidir, huzurludur, saadet doludur, ikiliksizdir.""O, onu bilenlerce bilinmez. O, onu bilmeyenlerce bilinir." Bu referanslar gerçeklğin mutlak olarak fizik ötesi doğasını resmederler. "Birçoklarının bunu duymasıyla bu bilinmez, ve o duyulduğunda bile, bir çokları için bilinmez olarak kalır. Onu ilan eden mükemmeldir! Ona ulaşan kutsaldır!" İnsanı huşu içinde bırakan Mutlak, sesi olmayan, dokunulmaz, biçimsiz, yok olmaz, tadı olmayan, değişmez, kokusuz, başsız, sonsuz, yüceden daha yüce, ebedi, bilindiğinde kişiyi ölümün ağzından özgürleştiren" olarak tanımlanır. O kadar homojen ve farksız bir durumdadır ki, "burada olan herşey aynı zamanda oradadır; orada olan herşey buradadır." ve böylece Allah.cc'ın bölünmez yapıcı özü ile varoluşun kendine eşlik eden zaman ve bireysellik farklarıyla uzaysal doğasının üstesinden gelinir. Bu yüzden, O vardır ve yoktur. Ama, bireyin Ideali ve yaşamının Amacı üzerine bir şey söylenecekse, biz Mutlakın zihni karıştırıcı kavramı ile meşgul olamayız. Bizim için, Gerçeklik en katı mantıksal anlamda en üstündür. Gerçeklik, mantık ve muhakemeyi aşsa da, akıl böyle yapamaz çünkü bu dünyadaki hiç bir şey düşüncenin öyle veya böyle işlemesi dışında mümkün değildir. Bizler düşünen varlıklarız, ve hepimiz için gerçek olan şeyin anlaşılır olması gerekir. Eğer bir şey anlaşılmazsa, bizim o şeyle bir ilgimiz olamaz. Bu yüzden, Gerçek var-olmayan değil, Varlık'tır, şuursuzluk değil Şuur'dur, acı değil Saadettir. Var-olmayanda bir anlam yoktur, çünkü var-olmayanda en azından kendi varlığı için Şuur "olmalıdır", ve var-olmayan ve şuursuzluk bile şuurun birer nesneleri olmadıkça, bir anlamları olamaz. "Var-olmayandan var-olan nasıl vücut bulur?" Bizim açıklamak istediğimiz ;O'nun varlıkların Varlığı olmasıdır. Bu, var-olmayana bile varoluş veren Varlıktır. Varlık her iki yandan (Zahir-Batın) hallerinde, daima algılayana göre var-olmayanı kaplar. Var olmayan olarak böylece gerçek olanın her iki yandan gerçek olmayanı kapladığını ve gerçek olmayan dünyanın bozulmaz Varlık olan Gerçek içinde olarak, gerçeğe benzeyeceği açıklanmaktadır. Ve daha da fazlası, gerçek olmayanın değil, sadece Gerçeğin zafer kazanacağı söylenir. böylece "olanın" "olmayandan" ayrıldığı kesin gerçeklikte anlatılmış olur. Değişen herşey bilinmelidir;ki gerçek-değildir, sürekli olan ise ebedi gerçekliktir. Evet var-olmayan, tüm bireylerin genel büyük isteklerinin amacı olan en üstün mutlak değerleri kapsayan Varolan içinde gözden kaybolurlar. Kimse, var-olmamak istemez, herkes öyle veya böyle var olmak ister. En yüksek ilke olarak Varlığın gerçeği, tüm düşünen varlıkların altında yer alan şuurda yerleşmiştir. Allah.cc Tek ve sınırsızdır, doğuya sınırsız, güneye sınırsız, batıya sınırsız, kuzeye sınırsız, ve yukarıya ve aşağıya, her bir yöne sınırsızdır; çünkü doğu gibi yönlendiği var-olmaz, öbür tarafı yoktur, aşağısı yoktur, yukarısı yoktur; bu anlaşılamaz, sonsuzdur, doğmamıştır, üzerinde mantık yürütülemez." Böyle bir varlık var-olmayan olamaz. Bu, en büyük tamlıktaki varoluştur. En uç ve yoğun varoluş, varolmama gibi görünmektedir. Gerçeğin aşırı mutlaklığı sanki herşeyin inkarı gibi durmaktadır. Işığın aşırılığından dolayı o karanlıktır, algılanamaz çünkü algılayan sadece O'dur. Bilinemez çünkü bilen sadece O'dur. Hiçbir yerde gibidir, çünkü sadece O heryerdedir. Hiçbir şey gibidir, çünkü sadece O herşeydir. Allah.cc "kendi Büyüklüğünde ya da daha iyisi hiç de büyüklük olmayanda" bulunur. O bölünmezdir, parçasızdır, çokluk kütlesidir,- kendi üstünde ne bulunabilir ki? Kendi kendine varolan Allah.cc hiç bir şey tarafından desteklenmez, çünkü herşey O'nun tarafından desteklenir. Büyük olan Allah.cc aynı anda tüm bu evrendir. Evet böylece, Varlık felsefedeki temel kavram olan kaçınılmaz temel deneyimdir. Biz birşey hakkında düşünmekten uzaklaşabiliriz ama ne olduğumuz konusunda düşünmekten uzaklaşamayız. Varlık, kendini inkar edenin bile doğasıdır. Düşünmemizin yapıtaşları, varoluşun tüm biçimleri, bilginin tüm modları varlığı gerektirir. Varlık bizi var-olmayana götürmez, çünkü var-olmayan bilindiği anda, kendi de bir varlık haline gelir. Ama varlık bizim anlık deneysel deneyimimizin nesnesi değildir, çünkü o her zaman bir varlığın belli bir modudur, ya da daha doğrusu bizim göreceli deneyimimizin nesnesi haline gelmektedir. Biz bireyler için, genel-olarak-varoluşun deneyimi diye bir şey olamaz. Ama dışsal varlık, bir süreç olan bir şey haline gelme ile özdeşleşmeyecek ya da kafası karışmayacak genel ya da mutlak varoluştur. Allah.cc bir süreç ya da bir çok parçanın kolleksiyonu, ya da bir çok faninin çokluğu değildir. Göreceliklerin birikiminin hiç bir toplamı, ne kadar engin olursa olsun, Mutlak'ı yapamaz. Fanilerin toplamı bize fanilerin büyük kitlesini verebilir ama Ölümsüzü vermez, - uzaysal uçsuz bucaksızlık ya da enginlik sonsuzluk değildir. Mutlak olan, tüm fanileri aşar, ama onların her birini de içerir. O, bir şey haline gelmez. Bir şey haline gelme varoluşun tamlığı değildir, oysa mükemmel Varlık Bütünlüğü ima eder. Mutlak büyümez ya da tekamül etmez. O, kendisinin ötesine doğru esneyen bir süreç değildir. Bu böyle olsaydı, Mutlak uzay, zaman ve nedensellik ile meşgul olurdu, ve Mutlaklığı sona ererdi. Mutlak, mükemmel Birlik'tir. Kendi içlerinde hareket eden ve etmeyen gerçekler olarak birlikte varolan varlıklar çokluğu sistemi değildir. O, karışık ilişkiler kütlesi değildir. Mutlak bir sistem olarak düşünülürse, bu durumda parçaları da ya onunla aynı olmalı ya da ondan farklı olmalıdır. Eğer (parçaları) aynıysa, (parçalar) bireyselliklerini kaybedeceklerdir; farklılarsa, aralarındaki ilişki anlaşılmaz olacaktır. Mutlak sadece her çeşit farklardan arınmış Varlık olabilir. O, Parçasızdır, Ebedi'dir, Homojen Varoluş'tur, "bir ikincisi olmayan tek Olan'dır." Varoluş, hiç bir şeyi dışarıda bırakmayan en evrensel kavramdır. Evet Varoluş tüm bilme süreçlerinde her zaman varolandır. Bir şeyin varoluşu bu şeyin bireyselliğini oluşturan sınırlı faktörlerle değerlendirilebildiği halde, herşeyin varolduğu bilinir. Hiç bir fikir ya da bilgi, hiç bir fiil ve hiç bir değer, hatta yaşamın kendisi bile, varoluşsuz olamaz. İsim ve biçimlerin nesnel evreninde, tüm isim ve biçimlerin altında varoluşun kalıcı varoluşu vardır. Herşey ölse ve kaybolsa bile, artık olmayan bu durumu destekleyen varoluş ölemez ya da kaybolamaz. Varoluş değişemeyeceğinden, varoluşun ölümü ya da doğumu olamaz. Varoluş ebedidir. Fakat dışsal bir nesnenin fiziksel biçimi değişime tabiidir, ve bu değişime doğum ve ölüm süreci denir. Tüm biçimler, durumlar, şartlar, modlar için doğum ve ölüm vardır ama varoluş için yoktur. Varoluş bizim doğum ve ölümü, değişim ve gelişimi, vs. bilmemize imkân verendir. Varoluşun kendisi yoksa, hiç bir şey olamaz. Her şey ya bir durumda ya da diğer bir durumdadır Her şey yok edildiği halde, Öz-Ben;deki varoluş yok edilemez. Varoluş herşeyin genel gerçekliği olduğu için, sonsuz olmalıdır. Varoluşun kendi içinde ve dışında sınırları, hudutları ya da bölümleri olamaz. Varoluş bölünemez vede kendi açıklaması vardır. Varoluş açıklanamaz çünkü özel özellikleri yoktur ve asla bir bilgi nesnesi haline gelmemiştir. O, hem özne hem de nesnenin gerçekliğidir. Beden, yaşamsal enerji, duyular, akıl, zihin hatta tüm bu nesnel tezahürlerin koşullarının kendisi bile gerçeklik olarak bu yüce Varoluş'a sahiptir. Bilenin, bilinenin alemi, yani tüm yön ve durumlarıyla evrenin tamamı yok edilmez olan Varoluş'ta temellenmiştir. Evren bir durumdur, bir deneyim modudur, ve bu mod sadece ebedi ve sonsuz olan Varoluş'ta temellendiği sürece bir anlam ifade edecektir. Saf ve mükemmel olan Varoluş Mutlak'tır. Evet Öz-Bende bize gösterilen şey bilinmelidir'ki Mutlak olan Allah.cc'tır. 

 

 
  Toplam 40346 ziyaretçi (63804 klik) on this page  
 
By S.öztaş
Bu web sitesi Bedava-Sitem.com ile ücretsiz oluşturuldu. Siz de kendi web sitenizi ister misiniz?
Ücretsiz kayıt ol